Yeni başkan Almanya AB’yi krizden çıkarabilecek mi?

Ayça Karaca 09 Temmuz 2020, 09:15

 

AB dönem başkanlığını 1 Temmuz’dan itibaren devralan  Almanya gelecek altı ay boyunca  Topluluk gündemine yön verecek. Diğer  ülkeler de Almanya’nın kendi ulusal çıkarlarını izlemektense en geniş AB üyesi olarak birleştirici bir tutum takınmasını bekliyor.  Barış zamanında yaşanmış en büyük ekonomik resesyonun ortasında AB için önümüzdeki 6 ay büyük önem taşıyor

Bu doğrultuda, Avrupa Parlamentosu (AP) Ekonomik ve Bilimsel Politikalar Genel Müdürlüğü ekonomistleri tarafından  hazırlanan 3 Temmuz tarihli hizmete özel gizli  raporda yeni dönem başkanının karşılaşacağı başlıca sorunlar ve gündem maddeleri yer alıyor.. Raporda  Avrupa Komisyonu tarafından önerilen 750 milyar euro tutarındaki     bugüne kadar görülen en etkileyici dayanışma paketinin  AB tarafından kabul edilmesi halinde Birliğin ve Euro Bölgesi’nin krizden daha da güçlü çıkabileceği belirtiliyor. Ancak salgının daha az etkilediği Kuzey ile daha fazla etkilenen Güney ülkeleri arasında gözlenen dayanışma eksikliğinin Avrupa uyumunu baltalayabileceği de öngörülüyor. Başta İtalya olmak üzere bir çok ülkede AB’den ve euro’dan çıkışı savunan sağ kanat partiler giderek daha fazla destek topluyor.  Birliğin pandemi sonrası toparlanma sürecine destek olma çabaları sürerken İngiltere ile gelecekteki ilişkilerin yıl sona ermeden yeniden tanımlanması da önem taşıyor.

İhtiyatlı iyimserlik

AP ekonomistleri Avrupa’nın önümüzdeki 6 ayda ekonomik olarak ciddi  bir ilerleme kaydedeceğine dair en az üç nedenden dolayı ihtiyatlı bir  iyimserlik içinde bulunuyor:

1) Krizler genellikle değişim için hızlandırıcı bir etki yaratırken modası geçmiş tabuların yıkılmasını da kolaylaştırır. 750 milyar euro tutarındaki kurtarma paketinin müzakereleri sırasında bütün taraflar anlaşmanın başarısızlığa uğramasının kusurlu bir uzlaşmadan daha maliyetli olacağı konusunda hemfikir görünüyor. Euro Bölgesi krizi Avrupa İstikrar Mekanizması’nın kurulmasına ve Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) son kredi mercii (lender of last resort) rolünü almasına neden olmuştu. Aynı şekilde korona krizi de AB ve Euro Bölgesi için daha güçlü bir mali yapının oluşmasına yol açabilir. .

2) Alman uzlaşması: Salgın yönetimindeki başarısı nedeniyle popülaritesi artan Merkel dargörüşlü  ve eli sıkı bir bakış açısı yerine uzun vadeli yaklaşarak ülkesinde daha cömert politikalar izlenmesine yönelik bir konsensüs sağlayabilir. Örneğin halen Almanya kendi Anayasa Mahkemesi ile ECB arasında tahvil alımlarına yönelik uzlaşmazlığı açıkça ECB’den yana tavır alarak kapatma yolunu seçiyor. Bu durum Alman parlamentosundaki dört ana akım partinin de AB’den yana güçlü tavrını gösteriyor

3) Alman mali çıpası: Parasal sorunlar söz konusu olduğunda Almanya’nın  daha önce euro krizinde olduğu gibi kıtada mali çıpa rolünü üstlenmesi bugün her zamankinden fazla önem taşıyor.  Almanya’nın AB’nin 2021-2027 arası yedi yıllık bütçesine ekstra bir katkı sağlamasının daha güçlü bir Avrupa için gereken ilaç olacağı AP ekonomistlerince vurgulanıyor.  Kendi  partisinde muhafazakarlar  tarafından bastırılan ihtiyatlı Merkel ile hırslı fakat genellikle kararsız Fransa lideri Macron arasında yıllardır süren sonuçsuz tartışmalardan sonra şimdi iki lider Avrupa için biraraya gelmiş görünüyor.  Alman- Fransız ortak önerisiyle başta 500 milyar euro tutarında hibe olarak teklif edilen kurtarma fonu daha sonra Avrupa Komisyonu’nun ekstra 250 milyar euro kredi  eklemesiyle 750 milyar euro’ya yükseldi.  Merkel’in partisindeki muhafazakar kanat gibi Macron’da ülkesinde hem Avrupa karşıtı aşırı sağ kanadın hem de Yeşillerin  güçlü  muhalefetiyle karşı karşıya bulunuyor.  Ülkede 28 Haziran’da yapılan yerel seçimlerde Le Pen liderliğindeki aşırı sağcılardan çok Yeşiller oylarını arttırdı. Macron’da seçimlerde oy kaybetmesi nedeniyle Merkel gibi  kısa dönemli  ulusal çıkarlardan çok uzun dönemli daha güçlü Avrupa’nın avantajları üzerinde yoğunlaşmaya başladı.    

Ancak kurtarma fonu üzerindeki görüşmeler özellikle Avusturya’nın başı çektiği ve sadece kredi kolaylığı sağlanmasını savunan “Frugal Four-Tutumlu Dörtlü” (Avusturya,Danimarka, İsveç ve Hollanda) nedeniyle zorlu geçeceğe benziyor. Avrupa Komisyonu’na da bu fonların miktarını  uzun dönemli tahvil ihraç ederek   arttırma  yetkisi verilmesi gerekiyor. Fiilen AB üyeleri bu tahvilleri AB bütçesindeki payları ile garanti edebilir.    Ancak Avrupa Anlaşması’nın metni Komisyon’a bu yetkiyi vermek için bir parça daha esnek  yorumlanmaya ihtiyaç duyuyor. Bu kapsamda, Fonun büyüklüğü, dağılımı, kredi ve hibelerin payı ile borçların Komisyon tarafından önerildiği üzere 2028-2058 arasındaki geri ödenme aşamaları üzerindeki müzakerelerin oldukça tartışmalı geçmesi bekleniyor. Kurtarma fonunun Birliğin  gelecek yedi yıllık bütçe dönemine bir müdahele olduğu bu nedenle nihai halini aldıktan sonra hoşnut olmayan üyelere AB bütçesinden daha fazla alma ya da daha az ödeme imkanı tanınması gerektiği de vurgulanıyor.

İtalya meselesi

Zayıf hükümetlerin, çok düşük büyüme oranlarının -%0,5- ve yüksek borç yükünün oluşturduğu zehirli karışım nedeniyle İtalya, AB ve Euro Bölgesi için başlıca ekonomik ve politik risk unsuru olmaya devam ediyor. Daha önce Monti/Renzi/Gentiloni hükümetleri döneminde başlatılan reformlarla ilerleme kaydedildiği halde 2018 sonrası işbaşına gelen 5 Yıldız hareketinin reformlardan geri adım atması sorunları arttırdı.

Bu sorunların büyüklüğü karşısında eğer iyi yönetilirse kurtarma fonunun İtalya’nın ekonomik toparlanması için bir şans olabileceği öngörülüyor. “Tutumlu Dörtlü” ise başlıca alıcı ülkeler  bir reform paketi sunarsa krediden çok hibe  sağlama yanlısı görünüyor.  Pandemi döneminde popülaritesi artan İtalyan Başbakanı Conte’nin reform karşılığı destek önerisine sıcak baktığı gözleniyor. Euro krizi zamanında daha güçlü üyeler Yunanistan, İspanya ve Portekiz gibi üyeleri reformları uygulamaya ikna etmek için “iflas” sopasını kullanmıştı.  Şimdi ise AB İtalya için büyümeyi teşvik edici  –kemer sıkma değil-  cömert bir kurtarma fonunu havuç olarak kullanıyor. Ancak İtalya’nın mevcut –ya da gelecekteki- hükümetinin anlaşmanın kendisine düşen kısmını yerine getirip getiremeyeceği  soru işaretleri doğuruyor.

Brexit politikası değişecek mi ?

AB için 750 milyar euro tutarındaki kurtarma fonu ile kıyaslandığında İngiltere’nin üyelikten ayrılışı  önümüzdeki altı ay için gündemde ikinci sıraya düşmüş görünüyor. Birliğin güç merkezi Almanya, İngiltere ile ticari ilişkilerin sorunsuz bir şekilde devam etmesine büyük önem veriyor. Ancak Almanya için  AB’nin 27 üyeli birliğindeki uyumun korunması ve tek pazarın entegrasyonunun devam etmesi  çok daha fazla önem taşıyor. Bu nedenle dönem başkanlığı süresince Almanya’nın AB’nin müzakere pozisyonunu değiştirmesi beklenmiyor. İngiltere’nin ise yaz ayları boyunca pozisyonunda yumuşamaya gidebileceği öngörülüyor.

Yorumlar

Diğer Yazıları