Kongre’de parasal politika açmazı

Ayça Karaca 08 Mart 2019, 10:36

 

Finansgundem.com ve Borsagundem.com okurlarının yakından tanıdığı Ayça Karaca, bir müddet ara verdiği köşesine ‘araştırmacı ruhuyla’ yeniden dönüyor.

Ses getiren analizlerin sahibi; küresel ve sınır gerginliklerinin manzarasını farklı bir gözle Türkiye’nin gündemine taşıyan; Merkez Bankası’ndan, ECB’ye, FED’e; Euro Bölgesi’nden ABD’ye; Ankara’dan Avrupa başkentlerine, Washington’a, global finansal sistemi masaya yatıran, irdeleyen, püf noktalarını cımbızla çeken o makalelerin güçlü imzası yeni yazısıyla ‘merhaba ‘ diyor.  

Bilinmeyenleri okumaya, neşter vurduğu kangrenlerle tanışmaya, ekonomik verilerin taşıdığı kritik mesajları anlamaya, istikrarın, krizlerden güçlü çıkışların yollarını öğrenmeye hazırsanız…

Buyurun…

İşte Ayça Karaca, işte mola sonrası ilk yazısı…

*

KONGRE’DE PARASAL POLİTİKA AÇMAZI

ABD Kongresi  tarihsel süreçte parasal politikanın yürütülmesi sorumluluğunu yasayla  ABD Merkez Bankası’na (FED) vermiştir. Kongre, FED’in yasada belirlenmiş olan   “azami istihdam, fiyat istikrarının sağlanması ve ılımlı uzun dönemli faiz oranları” görevlerini  yerine getirmesi için gözetim sorumluluğunu da taşımaktadır.  Bu  sorumluk kapsamında, ABD Kongresi uzmanları  tarafından hazırlanan 22 Şubat 2019 tarihli  yayınlanmamış hizmete özel  “Parasal Politika ve FED – Mevcut Politika ve Koşullar” başlıklı raporda finansal kriz sonrası FED’in politikaları, parasal politikada yaşanan son ekonomik gelişmeler ile karar alıcılar arasında yaşanan görüş ayrılıkları yer alıyor. 

Parasal politikada son gelişmeler…

Raporda, finansal krizin ve “Büyük Resesyon”un tam ortasında Aralık 2008’den sonra FED’in federal fonlama oranlarını %0-0,25 aralığına düşürdüğü ve bu oranların sıfır tabir edilen düzeye düşürülmesinin tarihte bir ilk olduğu belirtiliyor. Resesyonun 2009’da sona ermesine rağmen ilerleyen yıllarda ekonomik toparlanmanın beklenenden daha  yavaş olması nedeniyle FED faiz oranlarını arttırmak için belirlenen takvimi sürekli erteledi. Daha önce yaşanan iki ekonomik genişleme döneminde FED faiz oranlarını arttırmaya resesyonun sona ermesinden itibaren üç yıl içerisinde başlamıştı. Bu nedenle parasal genişlemenin bu denli uzun sürmesi FED’in geçmiş uygulamalarından farklılık gösterdi.

Bu süreçte, ekonomik genişlemenin yedinci yılında ve işsizlik oranı FED’in tam istihdam  hedefine çok yaklaşmışken 16 Aralık 2015’te faiz oranları arttırılmaya başlandı. Bu tarihten itibaren FED faiz oranlarında bir dizi artış gerçekleştirerek parasal politikayı kademeli olarak sıkılaştırmaya başladı. FED faiz oranlarını 2016’da bir kere, 2017’de üç kere ve 2018’de dört kere - her seferinde 0,25 baz puan olmak üzere -arttırarak % 2.25–2.50'ye yükseltti. FED izleyeceği politikayı da “verilere bağlı” olarak tanımlayarak eğer gerçekleşen istihdam ya da enflasyon oranı tahminlerinden sapma gösterirse değiştireceğini açıkladı.

Raporda, her ne kadar şu anda uygulanan parasal politikanın sıfır faiz seviyesindeki halinden daha az teşvik edici olsa da FED’in federal faiz oranlarını ekonomistlerin “doğal oran” (ya da uzun dönem denge oranı) dediği oranın altında tutarak ekonomiye teşvik sağladığı belirtiliyor. Faiz oranlarının halen enflasyon seviyesine yakın olduğu  bunun da reel (enflasyondan arındırılmış) fonlama oranının sıfır seviyesinde bulunduğu anlamına geldiği vurgulanıyor. Ancak halen “doğal oran”ın ne anlama geldiği konusunda bir belirsizlik hüküm sürüyor. Tarihsel süreçte  sıfır reel faiz oranı “doğal oran”ın oldukça  altında bulunabilirdi. Ancak finansal kriz sonrası “doğal oran”ın da düşmüş olduğu ve günümüzde mevcut faizlerin “doğal oran”a yakın bulunduğu ileri sürülüyor.  

Bu çerçevede, genellikle FED’in faiz oranlarını ekonomi tam istihdam seviyesinin altında iken doğal oranın altında; ekonomi tam istihdam seviyesine yakınken doğal oran seviyesinde ve ekonomi aşırı ısınma riski altındayken doğal oranın üzerinde tuttuğu  belirtiliyor. FED bu uygulamayı “iyi bir para politikasının üç temel prensibinden biri” olarak tanımlıyor. FED faiz oranlarındaki değişiklikler ve bunun ekonomik etkileri arasındaki zaman aralığı nedeniyle geçmişte de ekonomi  istenilen seviyeye ulaşmadan önce parasal politika duruşunu sık sık  değiştiriyordu.

Global ölçekte yaşanan kriz ve yeniden toparlanma döngüsünde (iş döngüsü-business cycle) uygulanan ekonomik aktiviteyi canlandırma amaçlı para politikası FED’in yetki alanında bulunan tam istihdam ve fiyatlarda istikrarı sağlama amaçlarına başarıyla ulaşılmasını sağladı. İşsizlik oranı 2015’ten bu yana %5’in altında seyretmekte olup şimdi ise tam istihdam noktası olarak değerlendirilen düzeyin bile altında bulunuyor. Ayrıca, halen düşük düzeyde bulunan işgücüne katılım oranı hariç diğer istihdam piyasası göstergeleri de tam istihdam seviyesi ile uyum gösteriyor.

Enflasyon cephesinde ise ekonomik teori daha düşük işsizlik oranının kısa vadede daha yüksek enflasyon oranına yol açacağını ileri sürmektedir. Ancak, ABD’de enflasyon oranı işsizlik oranındaki son yıllardaki azalmaya duyarlılık göstermemiştir. Kişisel tüketim harcamaları (PCE) enflasyon oranı 2012 ortasından 2018’in başına dek FED’in %2 hedefinin ısrarla altında kalıp bu tarihten sonra %2 seviyesine yükseldi. Ekonomik büyüme de parasal genişleme sürecinde tarihsel örneklere göre ısrarla düşük düzeylerde seyrettikten sonra 2017’nin ikinci çeyreğinde  canlanmaya başladı.

Bu kapsamda uygulanan genişlemeci mali politika da (daha fazla yapısal bütçe açığı) 2018 büyümesinin hızlanmasına katkıda bulundu. Maliye politikasında yapılan iki önemli değişiklik ile -2017’de vergi indirimleri yapılması ve 2018-2019 finansal yıllarında harcamaların arttırılması- 2018’de mali büyümeye katkıda bulunuldu. FED mali genişlemeyi dengelemek için müdahelede bulunmadı çünkü 2018’de parasal sıkılaşma politikalarının hızı 2017’ye benzer hızda seyretti. Güçlenen ekonomik verilere rağmen geçtiğimiz Aralık ayında yapılan Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısında  FED yetkililerinin 2019  için faiz artırımı tahmini 3'ten 2'ye indi. FED Başkanı Powell  Ocak 2019’da artan küresel ekonomik belirsizlik ortamı ve finansal dalgalanmalar ışığında faiz oranlarını yeniden arttırma konusunda “sabırlı” davranacağını açıkladı. 

Çıkış stratejisi ve riskler…

Bu kapsamda raporda FED’in izleyeceği politikanın içerdiği risklere de değiniliyor.  FED’in faizleri arttırmak için çok uzun süre beklemesi halinde ekonominin aşırı ısınabileceği ve bu durumun yüksek enflasyon ve finansal sistem açısından riskler doğurabileceği öngörülüyor. FED’in 2001’de başlayan ekonomik toparlanma süreci sonrası faiz oranlarını çok uzun süre düşük tutmasının konut sektöründe yarattığı balon aşırı ısınmış bir ekonominin doğurabileceği risklere örnek olarak veriliyor. Bu risklerin ekonomi tam istihdam seviyesine çok yaklaşmışken parasal teşviklerin yaratacağı marjinal faydadan daha ağır basacağı ileri sürülüyor. Ayrıca faizleri daha hızlı arttırmanın bir sonraki ekonomik sarsıntı sürecinde FED’e faizleri daha hızlı bir şekilde indirebilmesi için “alan” yaratacağı da tahmin ediliyor.

Diğer taraftan ABD’de güçlü büyümenin, düşük işsizliğin, %2 düzeyindeki enflasyon oranının ve genel ılımlı ekonomik ortamın sürüp sürmeyeceği konusunda da bir belirsizlik bulunuyor. Ekonomik genişlemelerin doğal sürecinde bittiği ancak mevcut  sürecin de tarihte kaydedilen en uzun ikinci parasal genişleme olduğu ve sonsuza kadar da sürdürülemeyeceği kaydediliyor. Verim eğrisinin (yield curve) düzleşmesi de (uzun vadeli Hazine tahvillerinin getirisinin kısa vadeli Hazine tahvillerine yakın olması) bazı politika yapıcılar tarafından faizlerin fazla yüksek olduğuna dair bir sinyal olarak algılanıyor.

Kongre raporundaki tartışmalar ABD ekonomisindeki karar alıcıların faiz artışlarının ne denli hızlı olması gerektiği konusunda yaşadığı kafa karışıklığını gözler önüne seriyor. Teşvik edici para politikası uygulamasının ekonominin aşırı ısınması riskine yol açmasına karşın faiz artışlarının fazla hızlı yapılmasının da ekonomi yavaşladığı takdirde zararlı olma olasılığı bulunuyor. Bazı karar alıcılar ise yeniden faiz artışı kararı alınmadan önce enflasyonun FED’in hedefinin üzerinde olması veya  finansal koşulların istikrarsız olması gibi kesin delillerin olması gerektiğini savunuyor.

Bu çerçevede, FED  kendi görev alanı çerçevesinde  işsizliğin istediği şekilde tam istihdam seviyesinin de altında ve enflasyonun da hedefi olan %2 seviyesine yakın olduğunu değerlendiriyor. Ancak, Aralık ayında yapılan son faiz artışından sonra parasal politika halen genişlemeci olarak değerlendiriliyor. Parasal politika daha önceki parasal genişlemelere kıyasla olağandışı teşvik edici olarak öngörülüyor ve  genişlemeci maliye politikası da buna eşlik ediyor. Bazı karar alıcılar tam istihdam seviyesinde faizleri çok yavaş arttırmanın enflasyonda hızlı yükselişe neden olabileceğini savunurken diğer çevreler de faizleri çok hızlı arttırmanın enflasyonun aşırı düşük kalmasına neden olacağı ve ekonomik genişlemeyi yavaşlatabileceği endişesini taşıyor. FED’in  faiz artışı yapması konusunda yoğunlaşan tartışma önümüzdeki aylarda da küresel ekonomiyi etkilemeye devam edecek gibi görünüyor.

*Bu yazı yazarın kişisel görüşlerini yansıtmakta olup çalıştığı kurum yazıda yer alan görüş ve düşüncelerden sorumlu değildir.

Yorumlar

  • Atilla Can14 Mart 2019 17:03Aydınlatıcı bir yazı okuduk yine, Ayça hanımın yazılarını özlemiştik, hoş geldiniz..

    (%0,00) (%100,00)

Diğer Yazıları