Çeyrek bilet 20 lira

Volkan Karsan 02 Aralık 2019, 09:23

 

Son kez tamı tamına 74 gün önce yazı yazmışım… Bunu tembellikten başka bir ifade ile açıklamak mümkün değil… Değil mi?

Bence hiç de değil… Aşağıdaki satırlarda yer alacak dertleşme sayabileceğim notlardan sonra, insanın eli klavyeye gidince nasıl bir karamsarlık sarmalına düştüğünü anlar, yazamama çıkmazıma hak verirsiniz…

Açık açık söylemek gerekirse öyle uzun uzun yazılar yazılacak pek bir şeyler olduğu da yok. Olanların hepsine yapılabilecek yorumlar, tek kelime ile sınırlı kalabilir… Örnekler; pes, yeter, bıktık, yine mi vs. olabilir…

Bu nedenle şimdi yazacaklarım da uçuşan düşüncelerin ardı ardına sıralanması…

Bir kere düzenli çarşı pazar alışverişi yapan bir insan olarak gördüğüm tek şey günden güne fakirleştiğimiz… Tezgahlarda ucuzlayan tek şey kalitesizlik… Kalite ise zor bulunuyor… Çok da emek gerektiriyor… Yani o da çok pahalı…

Emre Alkin Hoca ekonomi için bir tek çıkar yol öneriyor: Önce daha çok demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü lazım. Sonra ekonomi yoluna girer diyor…

Peki termik santraller zehir saçıyorsa –ki kuşkusuz çevreye ve sağlığa zararları var- niye 36 ay daha bacalarına filitre mecburiyeti getirmeyelim diye meclis karar verebiliyor.

Ya da İstanbul’da su zammı engellenince dar gelirli ferahlamış mı oluyor?

Ya da bu kararlar neticesinde daha fazla demokrasimiz gelişmiş, yatırıma özendirilmiş bir ülke mi oluyoruz?

* * *

İçinde bilgi olmayan fikirlerin havada uçuştuğu bir ortamda ne yazacaksın?

“Japonya’da lise mezunu olmayanlar oy kullanamıyor” iddiasının ardından mı gidelim? Yoksa… Talihlisi olmayan büyük ikramiyeler kime kalıyor tartışması mı yapalım?

Türkiye’de lise mezunu olmayanlar oy kullanmasın deme çabası belki bir fikirdir, ama bunu Japonya üzerinden pazarlamak eksik bilgi sahibi olmaktır. Çünkü o ülkenin gerçek uygulaması ileri sürüldüğü gibi değildir.

Milli piyango yılbaşı çeyrek bileti 20 lira. Kötü haber… Kimseye çıkmayan ikramiyelerin Mayıs 2020’ye kadar hazineye kaldığı doğru bilgi…

Yani karmakarışık  kafalar… Ama ben galiba kafa karışıklığımın nedenini buldum. Son zamanlarda yazmaktan uzak kalıp daha çok okumayı tercih etmek sanırım…

Yazının sonunda bir alıntı yapalım en iyisi… Hem ekonomi mecrasına uysun hem de okuduğundan etkilenme konusuna örnek olsun…

Rahmetli Prof. Mina Urgan’ın “Bir Dinazor’un Anıları” kitabından şu satırlar:

Aslında yaşımdan ötürü değil (gencecik dinozorlar da vardır zaten), Turgut Özal'ın işportaya sürdüğü "vizyonlar", "transformasyonlara", "yükselen değerlere" hiç inanmadığım için bir dinozorum. Onun "vizyon" dediği, gözünün önüne üstüste yığılmış paralar gelmesidir. Onun "transformasyon" dediği, o para yığınlarının gerçekten kıymetli şeylerden daha önemli sayılmasıdır. Onun "yükselen değerler" dediği, gerçek değerler değil, serbest rekabet ortamında, herkesin birbirinin gözünü daha rahatça oyarak, daha çok para kazanmalarını sağlamak amacıyla uydurulan alçakça alçalmalardır. Turgut Özal'ın millete aşıladığı zihniyet yüzünden, Türkler hem daha çok para kazanmak istiyor; hem de çok parası olduğunu herkesin bilmesini istiyor artık.

Dipnot: Facebook ve Instagram’ın ülkemizde kullanılma biçimi haklı çıkartmıyor mu rahmetli hocayı?

Yorumlar

  • Serdar arıkdal 02 Aralık 2019 13:20İyiymiş. Güzel yazı. Özellikle yabancı gelsin deniyorsa hukuk ve demokrasi çağrısı.

    (%0) (%0)

Diğer Yazıları