Çıkrıkçılar Yokuşu'ndan ekonominin dümenine

GÜNDEM - 11 Eylül 2019, 04:15

Ankara Çıkrıkçılar Yokuşu'nda ticaretle uğraşan bir ailenin oğlu idi. ODTÜ'yü birincilikle bitirdi. ABD'de yüksek lisans yaptı. 30'lu yaşlarda Türkiye ekonomisinin dümenine geçti. İşte yeni parti kurma hazırlığındaki Ali Babacan'ın hikayesi...

 

AK Parti iktidarlarında 13 yıl bakanlık görevlerinde bulunan, ekonomi ve dış politika konusunda birçok önemli gelişmede büyük rol oynayan Ali Babacan, AK Parti'den istifasının ardından yeni parti kurma çalışmalarıyla gündemde. Babacan dün yeni parti için kuruluş tarihini açıkladı. 

BBC Türkçe'de yer alan haberde, Babacan tüm yönleriyle anlatıldı. İşte o haber:

2001 yılında, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) kuruluş çalışmaları yürütülürken; Ankara'da iyi eğitimli, ekonomi bilgisi güçlü ve gelecek vadeden bir isim, partiye katılıp siyasete girmeye ikna edildi.

Onu ikna eden isimlerden biri de partiyi kuran hareketin liderlerinden Abdullah Gül'dü.

Bu genç isim kısa süre içinde parti içinde yükselecek, daha 30'lu yaşlarında bakanlık koltuğuna oturacaktı.

Hızlı yükseliş hikayesine sahip bu kişi Ali Babacan'dı. Babacan, yıllarca süren bakanlık görevlerinin ardından partisiyle yollarını ayıracak ve son dönemde ise yeni bir parti projesiyle kamuoyunun gündemine gelecekti.

Bu yeni projede ise en önemli destekçilerinden biri, yıllar önce siyasete girmesine vesile olan bir isim, Abdullah Gül olacaktı.

İddialı eğitim geçmişi

Ali Babacan, Ankara'nın Ulus semtindeki ünlü Çıkrıkçılar Yokuşu'nda ticaretle uğraşan bir ailenin çocuğu olarak, 1967'de doğdu.

1985'te TED Ankara Koleji'ni, 1989'da ise ODTÜ Endüstri Mühendisliği Bölümü'nü birincilikle bitirdi.

1990 yılında Fulbright bursunu kazanarak, Amerika Birleşik Devletleri Northwestern Üniversitesi Kellogg School'da işletme dalında yüksek lisans yaptı.

Yüksek lisans çalışmalarında; pazarlama, organizasyon ve uluslararası iş idaresi dallarında uzmanlaştı.

1992 - 1994 yılları arasında, ABD'de finans sektörünün üst düzey yöneticilerine danışmanlık yapan özel bir şirkette çalıştı.


Ali Babacan, AKP'nin kurucu üyelerinden Abdullah Gül'ün ısrarıyla partiye katılmış ve
AKP iktidarlarında kritik görevleri genç yaşta üstlenmeye başlamıştı.


Siyasete girişi: 'Kız ister gibi babasından istedim'

Ankara'ya dönüşünde 1994 - 2002 yılları arasında özel sektörde iş hayatını sürdürdü.

Bir dönem, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'e danışmanlık da yaptı.

1995 yılında evlendi. Babası Hilmi Babacan'ın 2002 yılında İhlas Haber Ajansı'na verdiği bir söyleşide anlattığına göre, kız kardeşleri Ali Babacan'ı okuldan arkadaşları Zeynep hanımla tanıştırdı ve evlilik görücü usulüyle yapıldı.

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kurulup ülke siyasetine etkili bir giriş yaptığı 2001 yılında o da siyasete girdi.

Hilmi Babacan, o söyleşide oğlunun siyasete girmesini ise şu sözlerle anlatıyordu:

"Aslında aileden hiçbirimizin siyasetle ilgisi yoktu. Seçim zamanı gider oyumuzu kullanırdık. Fakat Ali, AK Parti'nin kuruluş aşamasında, parti kurucuları tarafından ısrarla çağırıldı. Biz de düşündük taşındık; 'Bizim burası küçük bir işletme, burada memlekete, millete, vatana ne derecede bir hizmet olabilir?' dedik. 'Ali, Türkiye'yi yönetecek bir mevkide olursa, bu ülke çok şey kazanır."

Siyasete girmesini sağlayan isimlerden biri de Babacan'ın aile geçmişi ve eğitim hayatı hakkında bilgisi olan Abdullah Gül'dü.

Gül, "Dükkanından evine götürdüğü havlunun bile vergisini ödeyen bir kişi" diye tanımladığı baba Babacan'dan "onay" istedi.

İleride Gül, Babacan'ın siyasete girişiyle ilgili "Kız ister gibi babasından istedim" diyecekti.

Eşi Zeynep Babacan'ın 2003'te Yeni Şafak gazetesine verdiği röportajda anlattığına göre "haftada birkaç gün ilgilenirim diye partiye giren" Babacan kısa süre içinde kendisini tamamen siyasette buldu.

Öyle ki, eşini görememekten yakınan Zeynep Babacan ileride bu durumdan şikayetçi olup olmadığını sorulduğunda "Görebilsem şikayetçi olacağım" yanıtı verecekti.


2004 yılında Türk Lirası'ndan altı sıfır atıldığında yeni banknotlar dönemin Başbakanı
Erdoğan tarafından Ekonomi Bakanı Ali Babacan ve Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti eşliğinde tanıtılmıştı.


30'larının ortasında ekonominin başına geçti

Kurulduğu yıl, partinin Merkez ve Yönetim Kurulu üyeliğine seçilen Babacan, 17 Ekim 2002'de CBNC-e kanalına verdiği uzun söyleşide, partisinin iktidar olması durumunda uygulamada, ekonomide nelerin görüleceğine dair soruya şu cevabı veriyordu:

"Şimdi burada bizim politikalarımızın çok önemli ana hedefleri var. Mesela birincisi enflasyonu düşürmek ve kalıcı olarak düşürmek. İkincisi; borç dinamiklerinin sürdürülebilirliği ve kamu borç stoğunun GSMH'ye oranının hızla düşürülmesi, yüzde 60'ın altına çekilmesi. Bu çok kritik, Maastricht Kriterleri'nden de bir tanesi ayrıca bu.

"Kamu sektöründeki verimliliğin artırılması. Kamu sektörünün daha verimli hale getirilmesi, burada özelleştirme tabii çok önemli. Ve hükümete güvenin, yönetime olan güvenin tekrar kurulması, tekrar inşaa edilmesi. Bu çok önemli bir süreç. Bizim özellikle farkımızı uygulamada göreceksiniz, verdiğimiz sözün, verdiğimiz taahhütlerin arkasında durmamızla görecek piyasalar."

Babacan bu mülakattan birkaç hafta sonra, 3 Kasım 2002 seçimlerinde milletvekili oldu ve yeni hükümette, henüz 30'lu yaşlarının ortasında ekonominin başına geçti.

Türkiye, anayasa kitapçığı fırlatma tartışmasının tetiklediği 2001 krizini henüz atlatmıştı ve görev zordu.

Yeni bakan, ANAP-DSP-MHP hükümeti döneminde Kemal Derviş tarafından başlatılan, Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) taleplerine paralel ekonomi programını sürdürmeli mi yoksa sürdürmemeli miydi?

Her ne kadar ilerideki siyasi söylemlerde tersi yapıldığı iddia edilse de sonunda genel çizgileriyle bu program sürdürüldü.

Öyle ki Kemal Derviş, 2014'te İtalya'da katıldığı bir konferansta, "2002-2007 arasında Ali Babacan yönetimindeki ekonomi kadrosunun para politikasında kurumların özerkliğini koruyan tavrına" övgüler düzecek ve "altın çağ" kavramını kullanacaktı.


Babacan'ın Hazine'den sorumlu Başbakan Yardımcılığı yaptığı dönemlerde Hazine
Müsteşarı İbrahim Çanakçı en yakın çalıştığı bürokratlar arasındaydı.


Babacan'ın temel ekonomi stratejisi ve eleştiriler

58 ve 59. hükümetlerde Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı görevini yürüten Ali Babacan'ın genel olarak neo-liberal anlayışa dayanan ekonomiyle ilgili stratejisi kabaca; kamu üzerindeki borç yükünün asgari düzeye çekilmesi, böylece uzun vadede kamunun borçlanma maliyetlerinin düşürülmesi, özel sektörün ise hem iç hem uluslararası piyasada kredi olanaklarına erişiminin önünün açılması üzerine kuruluydu.

Bu çerçevede özel sektör yatırımları, artan iç talep ve ihracat ile büyüme yakalanacaktı.

Bu stratejinin sonunda büyüme hızlandı, kamu borcu azaldı, bütçe açıkları düştü, enflasyon kontrol altına alındı.

Bunların ardında da üst üste not artırımları geldi ve Türkiye'nin kredi notu tarihinde ilk kez yatırım yapılabilir seviyeye çıktı.

Yine bu dönem içerisinde kamu maliyesinin kontrol altına alınmasıyla birlikte IMF'ye olan borç kapatıldı.

Tüm bunların gerçekleşmesinde, 2008 küresel krizinin ardından dünya genelinde merkez bankalarının faizleri indirip parasal genişlemeye gitmesi de etkili oldu.

Gelişmiş ülkelerde getiri bulamayan yatırımcılar, büyüme potansiyeli olan, öngörülebilir bir ekonomi politikası izleyen dinamik gelişen ülkelere yatırımları artırdığında Türkiye bu ülkeler listesinin üst sıralarında yer alıyordu.

Ama bazı uzmanlara göre diğer yandan bu strateji, kredi büyümesini patlatıp bugün yaşanan özel sektör borçluluğu sıkıntılarının da temelini attı.

Eleştirel görüşe göre bu politikalarla 1990'larda ve 2000'li yılların başlarında kamunun üzerinde olan borç yükü ve risk kaybolmadı, sadece özel sektörün ve tüketicilerin sırtına borç olarak bindirildi. Sonuçta da cari açık patladı.

Buna paralel olarak da Türkiye ancak yüksek cari açık vererek büyüyebilen bir ülke olarak damgalandı ve o yüzden de hep dış şoklara karşı kırılganlaştı. Ve bunlar son yıllardaki ekonomik sorunların da temelini oluşturdu.


2003 yılında Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış ve ekonomiden sorumlu devlet bakanı Ali
Babacan dönemin ABD Başkanı George W Bush'u Beyaz Saray'da ziyaret etmişti.


Irak'ın işgali döneminde kredi pazarlığı

Babacan'ın Irak'ın işgali döneminde ABD ile giriştiği kredi pazarlıkları bakanlık geçmişinde önemli bir yer edindi.

O dönem AKP hükümetiyle, George W. Bush yönetimi ile pazarlık yapan önemli isimlerden biri dönemin Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış iken diğeri ise Babacan'dı.

27 Şubat 2003 tarihinde Sabah gazetesinin ekonomi sayfasının manşetinde yer alan ifade, bu dönemin sembollerinden birine dönüşecekti: "Irak'a İlk bomba düştüğünde 8.5 milyar $ hesaba geçecek".

Haberin girişinde şu ifadeler yer alıyordu:

"Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, ABD'den sağlanacak savaş yardımının, 8.5 milyar dolarlık bölümünün 'köprü kredi' olarak tahsis edileceğini ve harekat başlar başlamaz kullanıma hazır hale geleceğini açıkladı.

"Babacan, Sabah'a yaptığı açıklamada, olası Irak Savaşı'nda Türkiye'nin ekonomik kayıplarının karşılanması için verilecek kredinin, 2004 yılına kadar IMF ile karşılıklı görüş birliği içinde kullanılacağını, 2004'ten sonra IMF gözetimine gerek kalmayacağını, bu noktada ABD'ye yeni bir teklif ilettiklerini söyledi.

"Savaş yardımı, iç ve dış borç ödemelerinde kullanılacak' diyen Babacan, tezkereye destek istediği milletvekillerine AK Parti Grubu'nda ise 'ABD'den yardım alamazsak enflasyon artar, döviz dalgalanır ve ekonomik dengeler bozulur. 1992'de yaşadığımız sorunlar yeniden yaşanabilir. Türkiye'nin uluslararası piyasalarda borçlanması zorlaşır' mesajını verdi."

Ancak sokaklardan meclise kamuoyunda büyük bir savaş karşıtlığı rüzgarının estiği bu dönemde bazı AKP milletvekilleri ikna olmayıp "evet" oyu kullanmayınca Irak tezkeresi 1 Mart 2003'te TBMM'den geçmedi.

Babacan 12 Mayıs 2003'te Hürriyet gazetesinde yayınlanan söyleşinde şaşkınlığını gizlemeyecekti:

"Oylamanın bitiminde Tayyip Bey'le Abdullah Bey arka odaya geçip sayım yaptılar. Geri çıktıklarında Tayyip Bey; 'Arkadaşlar grubumuz büyük bir çoğunlukla destekliyor. Ben de genel başkanınız olarak hepinizden bu tezkereye 'evet' demenizi bekliyorum' dedi.

"Tezkerenin geçeceğine o kadar inanıyordum ki, aynı gece için sinemaya rezervasyon yaptırmıştım. Tezkerenin geçmemesi elbette Amerikan yönetiminde ciddi bir hayal kırıklığı yarattı."


Babacan, uzun süre İsviçre'nin Davos kasabasında düzenlenen Dünya Ekonomik
Forumu'nda Türkiye'yi temsil eden en üst düzey yetkili olmuştu.


13 yıl kesintisiz bakanlık, yurtdışından gelen beğeni

Babacan, devlet bakanlığı görevini yürütürken 2005'te Avrupa Birliği ile müzakereleri yürütmek üzere de baş müzakereci olarak atandı.

Hem bakanlık hem baş müzakerecilik görevi nedeniyle bir dönem kamuoyunda "iki şapkalılık" yorumları yapıldı.

2007'de ise Dışişleri Bakanlığı görevine geldi ve bu görevini 2009'a kadar sürdürdü.

2009'da Hazine'den Sorumlu Başbakan Yardımcılığı görevine getirilen Babacan, bu görevi sırasında çevresinde etkili bir ekip oluşturdu.

Mehmet Şimşek'in yanı sıra Hazine'de İbrahim Çanakçı, Maliye tarafında da Naci Ağbal ile çalıştı.

Babacan ve çevresindeki ekip yapısal reformları hayata geçirmeye hevesli bir takım olarak görüldü, yabancı yatırımcıların da beğenisini topladı.

Babacan, AKP tüzüğünde yer alan üç dönem kuralına takılınca 22., 23. ve 24. dönem milletvekillerinden sonra 7 Haziran 2015 seçimlerinde adaylığını koyamadı.


2013 yılında Türkiye'nin IMF'ye yaptığı son borç taksidi ödemesinin talimatını Babacan vermişti.


Ancak 25. dönemde, koalisyon görüşmelerinin başarısız olması ardından TBMM'de erken seçim kararı alınınca 1 Kasım 2015 seçimlerinde yeniden aday olup meclise döndü.

2002-2015 arasında 13 yıl boyunca bakanlık yapan Babacan yurt içinde olduğu kadar yurtdışında da AKP hükümetinin önemli yüzlerinden biri haline geldi.

AB yetkilileriyle yakın ilişki geliştirdi; IMF, Dünya Bankası toplantılarında Türkiye'yi temsil etti; Davos toplantılarında hep ön plandaydı.

Amerikan Time dergisi 2012 yılında Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan'ı "Dünyanın en etkili 100 insanı" listesine koyacaktı.


2015 yılına gelindiğinde Erdoğan'ın görmek istediği ekonomi politikaları ile Babacan'ın hayata geçirmek istediği yapısal reformlar uyuşmuyordu.


AKP içindeki Mali Kural tartışması

Babacan'ın ekonomi yaklaşımı konusunda AKP ile net olarak ayrışması 2015'e denk gelse de daha 2010'da bunun emareleri kamuoyunda görülmeye başlamıştı.

Babacan'ın Hazine'den Sorumlu Başbakan Yardımcılığı yaptığı dönemde hayata geçirdiği önemli projelerden birisi de Orta Vadeli Programlar hazırlamaktı.

Babacan'ın aklında 'Önünü gören yatırımcı, yatırımını yapar' prensibi vardı. Ama o, çok daha uzun vadeli bir öngörülebilirlik gerektiğini düşünüyordu bunun da ancak Mali Kural ile mümkün olabileceğini düşünüyordu.

Ona göre artık Türkiye'nin kamu maliyesini kontrol altında tutacak "milli bir çıpaya" ihtiyacı vardı.

Ancak o dönemki Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım gibi 'yatırımcı bakanlar' olarak adlandırılan ve kamu yatırımlarının ve de teşvikleriyle özdeşleşmiş isimler bu açılıma karşı çıktı.

Erdoğan, Babacan ve ekibi ile Çağlayan ve ekibi arasında bir seçim yapmak zorunda kaldı. Zor bir tartışma sürecinin sonunda Erdoğan, kısa vadede büyümeyi yavaşlatabileceği endişesiyle Mali Kural'ı uygulamaktan vazgeçti.

Babacan'ın üzerinde bir yılı aşkın süre çalıştığı ve belki de siyasi kariyerinin en büyük yapısal reformu böylece uygulanmadı. 2011'de genel seçime gidiliyor olması da burada etkili rol oynadı. Babacan sonrasında konuyla ilgili fazla bir yorum yapmadı.


Eski Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı ve Ali Babacan, ekonomi politikasının
temkinli para ve maliye politikası ile sürdürülebilir büyüme üzerine kurulu olmasını savunuyordu.


2015'teki kıyısından dönülen 'Saray krizi' ve AKP'den uzaklaşma

2015'e gelindiğinde ise o dönem faizlerin düşmesini savunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu görüşü benimsemeyen Babacan ile dönemin Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı'yı kamuoyu önünde eleştirmeye başladı.

Erdoğan 2015 Mart ayı başında Başçı'nın kendisiyle görüşme talebi olduğunu belirttikten sonra, "Çağırıp konuşacağız. Onun bağlı olduğu sayın Bakan'la (Babacan) bunu konuştuk. Ama bakıyorum ki aynı durumdalar. Şimdi burada bu uyarılar yapıldığı halde artık biraz kendine çeki düzen ver" sözlerini kullandı.

İddialara göre o yıl, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda büyük bir krizin ucundan dönüldü.

O yıl kredi büyümesi iyice kötü bir hal almış, cari açık zirve yapmış ve Türkiye "kırılgan beşli" olarak anılan ülkeler arasında yerini almıştı.

Erdoğan "Faiz düşerse enflasyon düşer" sözlerini her kullandığında Dolar biraz daha yükseliyordu. Merkez Bankası üzerinde faiz indirmesi yönünde sürekli bir baskı kuruluyordu.

Bu dönemde Babacan kampı ile Erdoğan'ın danışmanlarından Yiğit Bulut kampı arasındaki gerilime dair kulis bilgileri basında yazılıp çiziliyordu.

Erdoğan'ın ekonoımi danışmanları Yiğit Bulut ve Cemil Ertem, düşük faiz ve kamu harcamaları destekli yüksek büyüme hızı senaryosunu savunurken, Babacan ve ekibi temkinli para politikası, sıkı maliye politikası ve sürdürülebilir büyüme taraftarıydı.

11 Mart 2015 günü Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda bir brifing düzenlenecekti.

Babacan ile Başçı, ekonominin neden sıkı para politikasına ihtiyaç duyduğunu Erdoğan'a anlatacaklardı.

Ama iddialara göre Erdoğan gelmeyeceğini söyleyip Bulut ile Ertem'in brifingi dinlemesini söyleyince Babacan Saray'ı terk etmeye çalıştı. Erdoğan'ın brifinge katılacağını söylemesiyle Babacan da kaldı.

Kimi yorumculara göre, "O gün Saray'ı o şekilde terk etseydi, 2001'deki Anayasa kitapçığı krizine benzer bir kriz yaşanabilirdi".

Babacan 1 Kasım 2015'te girdiği mecliste sade bir milletvekili olacak ve giderek partiden uzaklaşacaktı.

'Teknokrat tarzlı siyasetçi' yorumu

Babacan'ın 2002 ile 2015 yılları arasındaki tarzı, kimilerince teknokrat tarzı olarak görülüyor.

Bu görüşe göre siyasi polemiklerden mümkün olduğunca uzak duran, basın ve sosyal medyada yoğun olarak yer almayan, yorumlarını ağırlıklı olarak sadece kendi alanında yapan Babacan, bir siyasetçiden çok bir teknokrata benziyordu.

Son dönemdeki tavrı da bu görüşü güçlendirdi. Babacan, hükümete ciddi eleştirilerinin olduğu bilinmesine rağmen gözden ırakta olmayı tercih etti.

Öyle ki Twitter'da son mesajını Haziran 2015'te paylaştı ve bir daha hiç tweet atmadı.

Babacan'ın tarzı sosyal medyada kimileri tarafından "seviyelilik, soğukkanlılık, temkinlilik, ülkenin çıkarlarını ön plana koyma" gibi kavramlarla özdeşleştirilip beğenilirken kimileri tarafından ise "liderlik vasfından yoksunluk, risk alamamak, gizli gündeme sahip olmak, açıktan eleştiriden çekinmek" gibi kavramlarla eleştirildi.


Babacan'ın bu yıl sonuna kadar kurmayı hedeflediği yeni partiye Abdullah Gül'ün de
destek verdiği belirtiliyor.


Yeni parti yolunda

Kamuoyu önündeki uzun süren sessizliğin ardından bu yıl, 8 Temmuz'da Babacan'dan AKP'den istifa açıklaması geldi: "Aklen ve kalben bir ayrışma yaşadım".

Babacan tam bir ay sonra ise "Türkiye için yeniden düşünülmüş stratejiler, planlar ve programlar gerektiğini ifade etmiştim. Bu çalışmaları arkadaşlarımızla beraber başlatmış bulunmaktayız" açıklamasını yaptı.

Babacan 10 Eylül'de Karar gazetesine yaptığı açıklamada net konuştu: "Yıl bitmeden partiyi kuruyoruz." Babacan yıllar önce siyasete girmesine vesile olan Abdullah Gül'ün desteğini de açıktan dillendirdi.

Babacan şimdi, kimilerine göre "AK Parti'yi sırtından bıçaklayan bir ihanetçi", kimilerine göre "ülkeyi kurtaracak kahraman", kimilerine göre ise "Yıllar boyunca AKP'nin tüm politikalarında payı olup şimdi eleştirme hakkı olmayan fırsatçı bir siyasetçi".

Ancak hakkındaki yorumlar ne olursa olsun Babacan'ın, önümüzdeki dönemde Türk siyasetinde en fazla konuşulacak isimlerden biri olacağı kesin.

Ali Babacan yeni parti için tarih verdi

 

Yorumlar

  • Emrah12 Eylül 2019 12:23Bir liderin yanındaki insanlar her söylediğine kafa sallayan değil yanlışını yüzüne söyleyen ve eleştirmekten kaçınmayan kişilerden oluşmalıdır. Cumhurbaşkanının etrafında böyle biri varmı yada Cb bu kişileri etrafında görmek istiyor mu?

    (%0,00) (%100,00)
  • Ck11 Eylül 2019 21:08Arka kapı kullanılacak zannediyorum

    (%0,00) (%100,00)
  • Ali11 Eylül 2019 20:11Hava cıva

    (%60,00) (%40,00)
  • Önce iman önce islam11 Eylül 2019 17:41Neden kaçan balık büyük olunca şikayet oluyor o zaman kaçan balık ta sorun var Abdullah Gül Ali Babacan

    (%33,33) (%66,67)
  • Kahrolsun emperyalizm!11 Eylül 2019 16:29Davos ve Bilderberg toplantılarına katılan, küreselleşmenin mimarı "gizli kardeşliğin" talimatlarının uygulayıcısı memurundan medet ummak vatana ihanettir. Erdoğan, şu an en bağımsız olduğu dönemi yaşamaktadır. Küreselcilerin etkisinin en az olduğu, fakat saldırıların dozunu artırdığı bu dönemde Erdoğan'ın bu iradesini desteklemek zorunluluktur.

    (%34,78) (%65,22)
  • Kahrolsun emperyalizm!11 Eylül 2019 17:53"Gizli kardeşlik" in ne olduğunu bilmeyen lütfen rahmetli Necmettin Erbakan hocanın yazarı Gary Allen olan ve gözden geçirip yeniden yazdığı ve milli gazete aracılığıyla dağıttırdığı "Gizli Dünya Devleti" adlı kitabını okusun. Bilderberg ve Davos toplantılarının ne anlama geldiğini öğrensin. Kısa adı TESEV olan vakfın ne işe yaradığını anlasın. Necip Hablemitoğlu'nun "Köstebek" adlı kitabını okusun. Şu anki gündemin gerçekliğini görsün. Ona göre yorumuma katılırsınız veyahut katılmazsınız

    (%0,00) (%100,00)
  • Hesap sormaya gelecek 11 Eylül 2019 16:08Eski partisini zora sokan yalakalardan ,Reis i mağdur edenlerden hesap sormaya gelecek.Reis yalakalar çevreni sardı,böyle adamlar lazım sana.

    (%29,41) (%70,59)
  • Ali11 Eylül 2019 20:12Evet tek derdi hesap sormaktı,

    (%0,00) (%100,00)
  • Volkan11 Eylül 2019 13:13Yöneticilerde en çok aranan özellik liderlik yeteneği daha doğrusu karakteristiğidir. Kişiselgelişim kitapları malsef iyi liderlerin görünen özelliklerini sırlayıp o şekilde görünürseniz siz de lider olabilirsiniz şeklinde yönlendirme yapıyor. Esas olarak liderler kendinde çok başkasını düşünen ya da kendinen başka hiç bir şeyi düşünmeyen kişilerden çıkıyor yani iki farklı lider tipi olabiliyor. Hitler'İn ihtiraslı ve kendinden başka birini dikkate almayan liderlere, Atatürk'ü ise sadece başkalarını (dost düşman fark etmez) lidere örnek gösterebiliriz. Birinci tip herkesi riske atar, ikincisi ise kapsayıcıdr. Doğrusu büyük lidelerin çocuklarının olmadığına ya da klasik aile hayatı olmadığına da dikkat çekmek isterim. Sonuçda ülkeyi kurtaracak bir liderden ziyade sahne önü aktör olarak görüyorum hem Babacan'ı hemm İmamoğlu'nu.

    (%23,53) (%76,47)
  • Mehmet11 Eylül 2019 12:34her şey ekonomi değil.. dış siyaset de lazım.. cesaret ve toplumları peşinden sürükleyebilecek liderlik vasıfları da lazım. amerikaya kölelik yaparak, onların desteğini alarak ben dahi ekonomiyi zirveye taşırım. bunun nesi zor? babacan başkanlık koltuğuna oturduğunda abd ye muhalefet edebilecek mi?  tüm dünya müslümanlarının gönlüne taht kurabilecek mi? bölücü hainlere engel olabilecek mi?... Allahın yardımını yanına alabilecek mi? .. diploma mı? diploma ile alanında teknik işler yaparsın.. o kadar.

    (%50,00) (%50,00)
  • Ahmet11 Eylül 2019 20:13Çok doğru bir yorum

    (%50,00) (%50,00)
  • Volkan11 Eylül 2019 12:29Irak savaşında 1 mlyar dolar hibe yerine bunu 8,5 milyar dolar kredi şekline dönüştürelim şeklinde teklifi olmuştu diye hatırlıyorum. Finansal Mühendislik iyi bir şey ama ortada üretim yok ise sadece al takke ver külah olur sorunlar ertesi seneye ertelenir. Türkiye aslında 2001 de krize girdi ve doğru bir şekilde çıkamadı yine ayı yere geldik. IMF politikalarını uygulayacak adam aranıyor. EYT ile insanların emeklilik hakkına el konuldu, Ali Babacan gelir ise mevcut emeklilerin de maaşlarını eritme formülü geliştirir. Yani bir yerden almadan başka yere verecek formülü yok. Yerli komprador sermaye desteği de var gibi. Ekrem İmamoğlu varken Ali Babaxan'ın işi zor  Uine de tarihsel olarak denenmedi denmemesi için çalışmalarına devam etmeli, siyasal bir fırsat görülmüş ki destekleniyor.

    (%25,00) (%75,00)
  • Ümit Erdoğan11 Eylül 2019 11:59Adam Eğitimli Zamanında Güzel işler vardı Diploması Bile var :) şimdi Diploması Olmayan Düşünsün

    (%47,62) (%52,38)
  • Vatandaş11 Eylül 2019 11:07Yavaş yavaş kıymeti anlaşılıyor, yiğidi öldürün ama hakkını verin, kim ne derse desin AKP hükümetlerinde iki tane kaliteli adam vardı, biri Babacan diğeri Şimşek, diğerlerini salla gitsin. Bunu AKP ye hiç oy vermemiş biri olarak söylüyorum.

    (%33,33) (%66,67)
  • Önce Allah önce islam11 Eylül 2019 17:44Kaçan balık büyük olunca kaçan balık ta sorun var Abdullah Gül Ali Babacan acaba Osmanlıyı yılanlar taht için her şeyi yapmadımı

    (%0) (%0)
  • harun11 Eylül 2019 10:29bbc Türk milleti ve Türkiyenin hayrına olacak bir şeyi över mi hiç?

    (%26,32) (%73,68)
  • Ölmez Dirilmez11 Eylül 2019 09:53O kadar şey yazılmış ama fetö ile iliskisi bu konuya dair yorumları, darbeden önce ve sonra ne yapti hic yazilmamis ah ah :) komedi

    (%34,48) (%65,52)
  • tini yüce11 Eylül 2019 09:34Bu adam iş yapacak.Milete ve devletlere bağırıp çağırıp düşman kazanmakla ortadoğuyu kan gölüne çeviren fitnelere güle güle.AKP bitti.Ama bunlara da temkinli yaklaşmak lazım.Milli olduklarını sanıyorum.

    (%28,57) (%71,43)
  • ali genç11 Eylül 2019 09:27cilala parlat, cilala parlat

    (%21,05) (%78,95)
  • Suleyman aksakal11 Eylül 2019 09:10İstikrar ve buyumek icin babacan

    (%52,63) (%47,37)
  • neo11 Eylül 2019 08:52adam adam

    (%41,18) (%58,82)
  • Huso11 Eylül 2019 08:02Yolu açık olsun.

    (%38,10) (%61,90)
  • borsacı11 Eylül 2019 08:01İnsan partiden ayrılınca neden sırtından bıçakladı hissi verilmek isteniyor? fikir ayrılıkları her zaman olur, partinin en tepedekini neden ilah konumuna getirip o ne derse hep doğrudur derki insanlar? iktidarlığımız süresince şu hataları yaptık diyor olsa bile o hata yaparsa kesin bir bildiği vardır, hata değildir stratejidir o diyen bir sürü insancık.... etrafta dinden imandan bahsederek dolaşmayın çünkü her ağzınıza aldığınızda bir adım daha cehennemin dibine yaklaşıyorsunuz....

    (%18,18) (%81,82)
  • Hakan11 Eylül 2019 08:53Ben de bunları yazardım, teşekkürler

    (%42,86) (%57,14)
  • Cego 11 Eylül 2019 07:15Yürü be oyum sana.

    (%55,88) (%44,12)
  • yaşar güngör11 Eylül 2019 16:39ali babacan ın yeri de yönü de  belli övenlerde yerenler de dikkatli olmalı daha çok ta ak partili dostlarıma tavsiyemdir saadetlilerin durumuna düşmesinler.

    (%50,00) (%50,00)