Y Kuşağı ile verimli çalışmanın 10 yolu

Mehmet Avcı 17 Ağustos 2015, 11:35

 

Finansgundem.com iş dünyasına ‘hayat’ dolu yepyeni bir pencere açıyor…

Ofis ve iş hayatını sayfalarına taşıyor.

Usta bir isim, günlük ofis trafiğinden yönetime, performanstan tatile, tüm sırları, pratik bilgileri,  kuralları, uygulamaları anlatıyor…

Mehmet Avcı ile ‘hayat’ geliyor…

10 maddede Business Plan hazırlamanın yolunu gösteren; e-mail yazarken dikkat etmemiz gereken 10 kuralı hatırlatan; ‘tedarikçi şirketlerle doğru ilişki nasıl kurulur’u anlatan; ‘şirket ihtiyaçlarını outsource ederken 6 kere düşünün’ diyen;  tatil sonrası işe adapte olmanın püf noktalarını işaret eden Mehmet Avcı, bundan böyle uyarılarını, rehberliğini, özetle ofis ve iş hayatına yönelik uzmanlığını Finansgundem.com okurları için kaleme alacak.

Mehmet Avcı ile tanışmak için işte fırsat!

İlk yazı bugün…

 

New York’ta bir Forex şirketinin dijital marketing departmanında çalışan yakın

bir dostum anlatmıştı. Çalıştığı departmanda en fazla 4 yıllık tecrübeye sahip 

gençler görev yapıyormuş. Bir gün, departmanın başına, şirketin Hindistan’daki 

temsilciliğinde çalışan, başarılı bir Hintli yöneticiyi getirmişler. Ancak bu başarılı 

yönetici, çalışanların hiç de alışık olmadığı bir üslupla, onlara davranıyormuş. 

Hintli yönetici, hataları ya da eksiklikleri karşısında elemanlarını sık sık sesini 

yükselterek, hatta azarlayarak uyarmaya ya da yönetmeye çalışınca, işler farklı 

bir boyut almış. Departmanda her şey kötüye gitmiş. 2 eleman istifa etmeye 

kalkmış, verimlilik düşmüş ve sonuçta o yönetici görevinden alınmış.

Bunu neden anlatıyorum. Şunun için: Türkiye de iş yeri sosyolojisi ile ilgili 

çatışmalardan söz açılınca, kadınların cinsel kimlikleri nedeniyle yaşadığı 

ayrımcılık tartışılır hep. Ancak iş yerinde bir de jenerasyon farkı sorunu var. Ve 

bu sorun, giderek diğer bütün sorunların önüne geçiyor.  

Yani şirketteki farklı kuşaklar arasındaki kültürel ve psikolojik farklardan doğan 

çatışmalar, gün günden daha da büyük önem kazanıyor. Ve sonuçta bu sorunlar 

yumaklaşıp, eski kuşağın yeni kuşağı yönetememe sorununa dönüşüyor. Tıpkı o 

Hintli yöneticinin yaşadığı sorun gibi. Eski bilindik yöntemlerle, gençleri o iş 

yerinde tutmak, onları verimli kılmak, motive etmek ve çalıştırmak çok zor artık.

 Bu nedenle özellikle biz yöneticiler, Milenyum Kuşağı ya da Y Jenerasyonu 

(Bugün 20’lerinde ve 30’larının başında olan, 1982 -1999 arası doğmuş olanlar)  

diye adlandırılan kuşağı, çok iyi analiz etmeliyiz. Onların dilini, kültürünü, 

davranışlarını ve  alışkanlıklarını iyi bilmemiz lazım. Aksi halde bu kuşağı 

yönetmemiz, bizim için çok zorlaşacak. Bu gençlerden kaçış da yok, çünkü iş 

dünyasında onların nüfusu giderek artıyor. Düşünsenize, Türkiye nüfusunun 

yüzde 35’ini oluşturuyorlar.

Sadece bu yönüyle de bakmayın; yakın bir gelecekte, hizmet ve ürünlerinizin en 

büyük tüketicisi de yine bu kuşak olacak.   . 

O Hintli yönetici belki kendi ülkesinde, Hintli çalışanlara bağırabiliyor ve bundan 

istediği yönde bir sonuç alabiliyordu. Ya da bütün dünyada tanınan Steve Jobs, 

Martha Stewart, Bil Gates gibi eski kuşaktan başarılı yönetici, patronlar da 

çalışanlarına bağırıp çağırıyorlardı. Hatta sanat dünyasından, örneğin  Arturo 

Toscanini,  Herbert von Karajan gibi isimler de orkestralarını yönetirken, 

müzisyenlere bağırıyorlardı. 

Ama o devir kapandı artık. Şimdi bu tür yöntemler size iyi sonuçlarla geri 

dönmüyor, aksine kötü sonuçlarla geri dönüyor. Nitekim o Hintli yöneticinin 

yöntemi, farklı bir davranış kültürüyle büyümüş Amerikalı genç çalışanlar 

üzerinde ters tepti.. 

Bu nedenle geçmişte iş görmüş yöntemler, günümüzde de iş görecek diye bir 

kural yok. O halde kendimizi silkeleyip, çürük meyvelerimizi düşürme ve 

yeniden çiçeklenme vakti geldi. 

Şundan adım kadar eminim:  Şirketlerdeki, üyksek egolu ve otoriteryan yönetici 

davranışının, yeni dünyada yeri yok Hele Y kuşağı üzerinde hiç tesiri yok. Bu 

nedenle kendimizi değiştirmemiz şart.

İşte birlikte çalıştığınız Y kuşağından çalışanların neden azarlanmaması 

gerektiğini ortaya koyan 10 Neden. 

 

1- Sesinizi yükselterek uyarmak, aşağılamak ve küçük 

düşürmek olarak görülebilir.

Elemanınız yanlış yapabilir. Nitekim ‘hata’  iş hayatının en normal unsurudur.  

Dolayısıyla elemanınızı bu konuda  uyarırken, sesinizi yükseltmeniz, bağırmanız 

ya  da azarlamanız  karşı taraf için küçümseyici, cezalandırıcı ve aşağılayıcı bir 

tutum olarak görülür. Bu tür bir davranışı rutin hale getirdiğimizde, çalışanların 

verimliliği düşebilir, daha başarısız olabilirler. 

        2-Sadık değiller, kolay istifa ederler

Y kuşağı, çalıştığı şirketten önce, kendi sosyal hayatını, arkadaşları ve ailesiyle 

olan ilişkisini ön plana koyar. Şirkete herhangi bir bağlılık duyguları yoktur. 

Canını sıkan bir mesele olduğunda, çok kolaylıkla istifa eder ve başka bir iş 

arayışına girer. Bu durum dünyada da böyle Türkiye’de de böyle. Zaten 

Amerika’da yapılan anketler gösteriyor ki bu kuşaktakilerin önemli bir yüzdesi 

(yüzde 30) bir şirkette 1 yıldan fazla çalışmanın fazla olduğuna bile inanıyor. 

         3-Kendi işinden ve gelirinden çok ailelerinin desteğine 

güvenirler

Bu kuşağın önemli bir yüzdesi, ekonomik olarak hala ailelerinde bağımlıdır, 

onların desteğine güvenirler.  Sosyal yaşantımı ve ‘özel ilişkilerimi etkileyecek 

hiç bir işte çalışmam’ diyenlerin oranı yüzde 48.

Bu nedenledir ki Barem’in Mayıs yında Türkiye’de yaptığı bir ankette, Y 

kuşağının yüzde 63’ü, iş yerinin esnek çalışma ortamı sunulmasını istiyor. Oysa 

bu istek önceki kuşakta, yani X kuşağında daha da düşüyor ve yüzde 49 oluyor. 

Amerika’da durum farklı mı peki, değil. Orada da PayScale’in yaptığı 

araştırmaya göre, Y kuşağının yüzde 24’ü finansal zorluk yaşayınca ailelerin 

yanına taşınmayı düşünüyor. X kuşağında bu oran yüzde 10, baby boomers’da 

ise yüzde 5.

İşte bu denge, Y kuşağının, iş yerlerine olan sadakatini zayıflatıyor. Kolay istifa 

etmelerinin bir sebebi de budur.

          4-Bir şeyin zorla dikte edilmesinden hoşlanmıyorlar. 

X ve Baby boomers kuşakları düşünüldüğünde, Y kuşağı eğitim düzeyi en yüksek 

kuşaktır. Nitekim Conento’nun Türkiye raporu da bunu gösteriyor. Türkiye’de 

25 milyonu aşkın genç var ve bu grubun %80’i kentlerde yaşıyor. %12’si 

üniversite mezunu ki bu diğer kuşaklara göre çok yüksek bir rakam. 

Kabaca bir genelleme yaparsak, Y Kuşağı kentli, eğitimli, trend yaratan, sosyal 

statüsü orta ve orta üstü gençlerden oluşuyor. Dolayısıyla yokluktan değil, 

ekonomik anlamda ağırlıklı olarak daha rahat orta sınıf ailelerden gelirler. Anne 

babaları onlara karşı daha koruyucu, daha nazik yaklaşmıştır. Önceki kuşaklar 

gibi sürekli suçlanarak, cezalandırılarak yetiştirilmiş değiller. Anne babaları 

onlarla iletişimlerinde diyaloğa daha önem vermiştir. Bu kuşaktaki çocuklarının 

ne isteyeceğini, neyi seveceğini ve neyi tercih edeceğini anne babaları dikte 

etmez. Kendileri seçerler. Bu nedenle yine yapılan araştırma raporlarında, bu 

kuşağın ‘bencil’, ‘narsist’ ve özgüveni yüksek olduğu saptaması yapılır.

Bu şekilde büyümüş, yetiştirilmiş bir kuşağa da onların yetiştirilme koşullarını 

dikkate alarak davranmak, biz yöneticiler için elzem.  Onlara bir şeyi dikte 

edemeyiz, bu nedenle açıklama yapmanız ve ikna etmeniz gerekir. 

        5-Yüz yüze iletişimi sevmiyorlar

Pazarlama kurumu Emarsys'in Türkiye Müdürü Murat Erdör’e göre Y kuşağının 

yüzde 95'i düzenli olarak akıllı telefon kullanıyor ve internette diğer kuşaklardan 

çok daha fazla zaman harcıyor. Dolayısıyla bu kuşak, email, skype ve sms ile 

iletişim kurmayı yüz yüze görüşmeye tercih ediyor. Onlara, müşterilerle yüz 

yüze görüşmedikleri için kızmamalısınız ya da istemediklerinde 

zorlamamalısınız. Yüz yüze iletişimi çok kişisel buluyorlar ve elektronik araçlarla 

iletişimde daha başarılılar. 

       6-Onlara karşı açık ve net olun, ancak asla kırıcı olmayın

Bu kuşak, açıklık, netlik, şeffaflık ve samimiyetten etkilenir. Bu nedenle onlarla 

iletişimizden söylemek istediklerinizi bunları dikkate alarak söylemelisiniz. Ve 

asla bir konuda uyarırken, hatasını onun kişisel bir özelliğine bağlayarak ifade 

etmeyin, bu onlar için çok kırıcı olabilir.  

        7-Başlangıçta beklentilerinizi yüksek tutmayın

Pek çok insan bu kuşağın tembelliğinden şikayet eder. Amerikan kariyer sitesi 

jobfoz’un araştırmasına göre, insan kaynakları görevlilerinin sadece 20’si Y 

kuşağının performansını iyi görür. Oysa İnsan kaynakları yetkililerinin yüzde 63 

‘ü Baby Boomers (43-62 yaş aralığı ) kuşağının çalışkan olduğunu düşünür. 

Yüzde 58 ‘i de X jenerasyonunun (29-42 yaş aralığı) çalışkan olduğunu düşünür.

Aslında tembellik sorunu, biraz da şirketlerin, bu kuşağı yönetme becerisi 

geliştirememelerinden kaynaklanıyor. 

Bu nedenle, başlangıçta beklentilerinizi çok yüksek tutmadan onlarla iletişime 

geçin. Böylece onlarla daha istikrarlı ve üretken bir iş ilişkisi kurabilirsiniz.

8- Resmiyeti sevmiyorlar

Y kuşağı cana yakın, onlara arkadaş gibi davranan yöneticilerle çalışmayı tercih 

ediyor. Soğukluğu ve resmiyeti sevmiyor, kendilerini böyle bir ortamda rahat 

hissetmiyorlar. 

Yine Deloit’in Türkiye’de yaptırdığı bir araştırmanın sonucu, bize bu anlamda 

nasıl bir strateji izlememiz konusunda fikir verebilir.  Bu kuşak, iş garantisinden 

çok iş yerinde mutlu olmayı daha fazla önemsiyor. Yüzde 46’sı iş yerinde mutlu 

ve huzurlu olmayı önemserken, gelecek garantisi olan bir iş arayışı içinde 

olanların oranı sadece yüzde 23.

9-Klasik Ofis değil, modern de değil, daha ötesi

Ofislerinizi yeniden dizayn ederken, Y kuşağının tercihlerini göz önünde 

bulundurmalısınız. Bu kuşak, daha mobil bir kuşak. İnternet kullanmaları için 

sabit bir masada kurul olan pc’nin başına oturup iş yapmaları gerekmiyor, o 

nedenle daha casual, daha renkli ofis dizaynları konusunda kafa yormalısınız. Bir 

de ofis tasarımı, eğlenerek çalışma isteği ağır basan bu kuşağın, bu ihtiyacına da 

cevap vermeli. 

10-Takım çalışmasını seviyorlar

Bu kuşak, çocukluk dönemlerindeki eğitimde takım oyunları oynamaya, grup 

halinde bir şeylere yapmaya alıştırılmış. Bu alışkanlık, iş yerine de yansıyor. 

Çalışma arkadaşlarıyla daha dayanışma içinde, bir ekip ruhuyla çalışmaya 

meyilliler.

Sonuç

Yapılan tahminlere göre, 2030 yılına kadar iş hayatındaki nüfusun yüzde 80’e 

yakınını Y kuşağı oluşturacak. O halde bu kuşağı iyi yönetebilmek ve onların 

dilini çözebilmek konusunda, tüm kurumların daha fazla çaba harcaması 

gerekiyor.   

Hepinize güzel bir gün diliyorum. 

Mehmet AVCI

Email: mavci@finansgundem.com 

Twitter: https://twitter.com/mehmetavci65 

 

Yorumlar

Diğer Yazıları