Seçim sonrası ekonomi

Mustafa A. Aysan 06 Mayıs 2015, 13:45

 

Şimdilik kamuoyu yoklamalarına bakılırsa, 7 Haziran seçimlerinde, iktidar partisinin %38-42, ana muhalefet partisinin  % 27-30, MHP’nin % 17-18, HDP’nin de %10-11 aralıklarında oy toplayabilecekleri anlaşılmaktadır. Kamuoyu yoklamaları ortalamalarına dayalı bu saptamalar dışındaki seçim sonuçları sürpriz sayılmalıdır. Bizdeki kamuoyu yoklamalarının bir çoğunda politik önyargılar bulunduğu için seçim sonuçlarının sürprizli sonuçlar vermesi olanağı vardır. Ama biz yukardaki oy aralıkları varsayımıyla bazı değerlendirmeler yapabiliriz; oy veren yurttaşlar olarak bunu yapmak zorundayız.

Seçimler yaklaştıkça toplumumuzdaki huzursuzluklar artmaktadır. Hukuk, yargılama, İç Güvenlik, Silahlı Kuvvetler gibi hemen tüm kamu kurumlarında kaygı veren huzursuzluklar vardır. Bu toplum ortamında seçime giderken huzursuzlukların artması kaçınılmaz bulunmaktadır. Bu koşullar altında seçimden önceki (ve aynı zamanda da sonraki) dönemde toplum huzuru açısından iyileşme beklenmemelidir. Ama biz yine de geleceğimizi iyileştirmeye çalışmalıyız. Bunu siyaset bilimi ile toplum bilimi uzmanlarına bakıp, önümüzdeki günlerde ekonominin nasıl gelişeceğine bakmalıyız. 

Yeni hükümetin alacağı ilk kararların, son 20 aydır değeri hızla düşen TL.’sındaki gidişin yönü ile ilgili olması beklenmelidir:  Seçimden önce ve sonraki ilk birkaç ay içinde bu gidiş yönünün değişmeyeceği, önümüzdeki üç ayda TL’sı değerinin daha da düşeceği belli olmuş gibidir.  Son 20 aydır T.C. Merkez Bankası’nın ekonomi ile ilgili çok sayıdaki bakanlıkların tüm söylem ve önlemlerine rağmen, dolar fiyatındaki artış durdurulamamıştır. Çünkü bu olumsuz gelişmenin nedenleri üzerinde ekonomimizi yönetenler farklı görüştedirler; bu görüşler kısa sürede (hatta seçimden sonra bile) değişmeyeceğine göre, gidişi önlemek kolay değildir. Ekonomimizi yönetenler yurt içindeki hızlı dolar fiyatı artışında suçu, doların yurt dışındaki değer kazanmasına yüklemektedirler. Oysa yurt içindeki bu gelişmede doların öteki paralara karşı değer kazanmasının bizim ülkemizdeki dolar fiyatı yükselmesine fazla katkısı yoktur. Çünkü dolar Euro’ya, Sterline, İsviçre Frangına karşı değer kazandığı sürede, bazı ülkelerin paraları da onunla birlikte değer kazandıkları gibi, bazı ülkelerin paraları da değer yitirmiştir. TL. bu dönemde, değeri hızla düşen paralar arasındadır. Çok gerilere gitmeye gerek yok, internette ve günlük medyada da Nisan ayı döviz fiyatları günün her saatinde izlenebilmektedir. Bu gelişmelere göre, TL’nin son 20 aydaki değer düşüşünde uluslararası finansal Pazar fiyatlarına tam uyum yoktur. Yabancı paraların TL’sı fiyatı sürekli artmaktadır. TL’deki bu eğilimin önümüzdeki günlerde de sürmesi, hatta hızının da biraz artması beklenmelidir. Çünkü ülkemizdeki döviz fiyatı yükselişleri, daha çok ekonomimizin iç dinamikleri ile ilgilidir.

Bu konudaki asıl etkili gelişmeler, ekonomi-dışı gerekçeler ile kamu kesiminin iç ve dış borçlanmalarla yaptığı yüksek harcamalardır. Bu harcamaların tam akımları incelenemediği için gelişmelerin geleceğini tahmin edemiyoruz. Çünkü ülkemiz kamu kesiminin bütçe dışı harcamaları konusunda bir “Fonların Akım Tablosu” düzenli biçimde yayınlanmamaktadır. Kamu kesimi dışındaki uzmanlarımız bunları yapacak yetenektedirler; ama Belediyelerin borçlanarak yaptığı harcamaların kesin hesapları çok gecikerek yayınlanmaktadır. Kamu projeleri için harcamalar yapan yükümlü şirketlerin borçlanarak yaptığı harcamaların toplu sonuçları da elimize çok geç ulaşmaktadır. Sayıştay bile bu sonuçları olaylar gerçekleştikten sonra alabilmektedir.

Biraz da döviz fiyatlarındaki yükselme ve Hazine’nin büyük projeler için yapılmasını sağladığı yüksek harcamalar nedeniyle enflasyonun önümüzdeki üç ay içinde hızlanacağı beklenmelidir. Çünkü ekonomimizi devlet adına yönetenler, borçlanma ile yaptıkları harcamaların enflasyon yaratmayacağı inancındadırlar. Oysa dünyadaki hızlı enflasyonların temel kaynağı, yüksek borçlanmalarla yapılan harcamalar olmuştur. Önümüzdeki 3-6 aylık dönemde yıllık enflasyon hızının % 10-15’e ve 2016 yılında daha da yükselmesinin beklenmesine göre karar alınması zorunlu görünmektedir.

Önümüzde daha büyük bir tehlike dış borçların yeniden finansmanı ile ilgilidir. 400 milyar dolar (%60’a yakını dolarla ödenecektir.) olan dış borçlarımızın yaklaşık yarısının yeni borçlanmalarla karşılanması gerekiyor; anapara ve faiz ödeme vadeleri, toplam borcumuzun birikmiş faizlerle birlikte her yıl yenilenmesini gerektiriyor. Ekonomimizle ilgili son gelişmelere göre, dış borçlarımızın anapara ve faiz geri ödemelerinde herhangi bir aksama beklenmemektedir. Bununla birlikte bazı ödemelerin döviz rezervlerinden eklemelerle yapılması gerekecek ve yeni borçlanmaların maliyetleri artacaktır. Bu gelişmelerin döviz mal ve hizmet fiyatlarında ek artışlar yaratması da beklenmelidir.

1950’den beri hep böyle olmuş, hiç olmazsa şimdi artık “tarih tekerrür” etmese, yani aynı şeyleri yapmasa olmaz mı? Geçmiş deneyimler, bizim siyasetçilerimizin 1950’den beri başka bir şeyler yapamadıklarını göstermektedir. Ama son elli yılın döviz fiyatları ile enflasyon hızı üzerindeki etkileri hep böyle olmuştur.

Tarih kendini yenilerse, biz de bunları yeniden yazmak zorundayız.

Faiz, döviz, proje, harcama, borsa indeksi gibi finansal üst yapı sorunları üzerinde kavga edeceğimize, ekonomimizin temel sorunları, tarım, sanayi, hizmetler kesimlerini geliştirmek, tasarrufları artırmak, yatırımları daha verimli alanlara kaydırmak, eğitim, ulaştırma, enerji,  gelir dağılımı gibi temel sorunlara öncelik vermek daha iyi olacak gibi görünüyor.

Seçimlerin ülkemize sağlık, mutluluk, başarı ve daha iyi yaşam koşulları getirmesi dileğiyle…

Yorumlar

Diğer Yazıları