Kurtlar arenasında 'Hanım Ağa'

Nıver Lazoğlu 23 Ekim 2017, 10:30

 

Kurtlar  arenasında var olmak ve kadın olmak. 

Şimdiler de Türk iş adamlarıyla birlikte ülke ülke dolaşıyor Figen Subaşı Westerkof. 

Kolay mı, şilebezi üretmek ve 30 ülkeye satmak. 

“Hanım Ağa” diye sesleniyorlarmış. 

Bakmayın böyle söylendiğine aslında şeker mi şeker mi koca yürekli bir işkadını. 

Usta olmayan duvar öremez sözünün güzel bir örneği. Ustalığıyla ilmik ilmik dokunmuş şilebezlerini “Lalay” markasıyla taçlandırmış ve dünya da aranılan isim olmuş. 

Ünlü markalardan birlikte çalışmak için teklifler almış, almasına da  hiç birini kabul etmemiş.

Elbette başarı büyük, o halde  bu başarının mimarını birlikte tanıyalım mı, ne dersiniz? 

Yazdan kalma bir gün de bir araya geliyoruz Figen Subaşı Westerkof ile. 

Masa altında dolaşan kedileri seviyor. Sonrası evindeki kedi ve köpeklerin resimlerini gösteriyor. 

Elbette Maço’nun fotografları da. 

Sohbet koyu. 

Ve asıl konuya geçişi "İş hayatına ilk adım nasıl başladı?” sorusuyla gerçekleştiriyorum. 

“Sanırım on beş yaşında babamın işyerinde başladım. Babam gümrük müşaviriydi. Onun yanında çalışıyordum okuldan arda kalan zamanlarımda. Aslen Trabzonluyum ancak ben İstanbul’da dünyaya geldim. Şişli Terakki Lisesi’ni bitirdim. Ardından Londra’ya geçtim orada kolej okudum. Sonra İstanbul’a dönüşümde yine gümrük müşavirliğinde çalışmaya devam ettim. Evlenince Hollandalı olan eşimle birlikte Hollanda’ya yerleştim. Çalışmaya alışmış biri için ev kadınlığı sürecim çok uzun sürmedi ve babaannemin sandığındaki peştamallar yurtdışında büyük ilgi görüyordu. Neden burada satmayım diye düşündüm. Önceleri Türkiye’den götürdüğüm peştamalları satmaya başladım. Ardından talepler yükselince o işin merkezi olan Denizli Babadağ’a gittim. Üretim yapmak için kolları sıvadım. Ardından 6 peştamal tezgahıyla işe atıldım. Ve ilk mağazamı da Türkiye’den önce Hollanda’da açtım. Bir de isim gerekiyordu ismini de Lalay koydum.”

İş dünyasında vakit nakittir algısından olsa gerek Figen Subaşı Westerkof, yanıtıyla bir çok konuya açıklık getiriyor. 

Ama soru bitmiyor ki. 

Türkiye’de mağaza açmadınız mı? 

Gülümseyerek yanıtlıyor. 

“Açmaz olurmuyum. Hem de İstanbu’un en iyi yerlerinde. Nişantaşı’nda, Kanyon Alışveriş Merkezi’nde, Sultanhamam’da. Ama sonra Avrupa’da gördüğümüz ilgiyi göremedik. Peştamaldan ev tekstillerinden bornozlara kadar uzanan geniş ürün yelpazemize rağmen. Finalinde hepsini kapadım. Hollanda’daki mağazamız hem toptan hem perakende satış yapıyordu. Avrupa’daki bir çok ülkeden talep vardı. Ben de  üretimi Türkiye’de yapıp Hollanda’da pazarlama boyutunu büyütmeye devam ettim. Hiç reklam yapmadan 30 ülkeye peştamal satar noktaya ulaştım. Elbette burada anlattım ölçüde bu kadar da kolay olmadı. Bugün tezgah sayım 25’e yükseldi. Ama butik işi yapmaktan asla vazgeçmedim. Artık yurtdışında tanınan bir marka olduk.”

Figen Subaşı Westerkof,  öylesi mütevazı ki anlatılanları olması gerekiyordu oldu misali. Uruguay, Çin, İtalya, Yunanistan, Almanya, Singapur, Amerika, Fransa, Balkanlar, Hindistan gibi birçok ülkeye satış gerçekleştirdiğini merak ediyorum. Üstelik pazarlamanın olmazsa olmazı reklam ve medya hiç kullanılmadan. 

“Çok çalıştım çok ve halan çalışıyorum. Bu anlamda en önemli pazarlama saham yurtdışındaki büyük fuarlar oldu. Hiç bir markayı kabul etmeyen fuarların kapılarını zorladım. Ama önemli olan el tezgahlarından dokunan ve tasarımla kaliteye ulaşan peştamallarımda önemli bir rol oynadı. Lalay’ın peştamallarına dokunan zaten farklı ve kaliteyi algıladı. Böylelikle birçok ülkeye ulaşmaya başladım. Yine talep doğrultusunda çalışmaya başladım. Bu maliyeti zor hale getirse de isteneni en iyiyi üreterek bir farkındalık yaratmaya çalıştım. 

Şu anda Türkiye”de mağazanız yok mu? 

Merkez ofisimizde showroomuz var. Yerimiz Kagıthane’de şimdi amacım Balkanlar’da yeni bir mağaza açmak. Bu yıl 10’uncu yılımızı kutluyoruz. Bir Türk markasıyla daha çok ülkeye ulaşmayı amaçlıyoruz. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yurtdışı gezilerine bir marka olarak çağrılınca önce şaşırdım. Sonrası yeni yeni pazarları keşfetmenin ve bu ülkelere ürün sunabilmenin imkanlarını ve şartlarını öğrenmenin ışığında Balkanlar’da mağazalaşma kararına vardım. O nedenle keyifli. Hele hele işadamları arasında var olmaya çalışan bir kadın olarak da ayrı bir mutluluk yaşadığımın da altını çizmek isterim. İlk mağazamız Karabağ’da açılacak halen hazırlıklarını sürdürüyoruz. Bu arada sorunuza yanıt olarak  internet sitemiz ile her yere ulaşabiliyoruz diyebilirim. Teknolojinin getirisinde her yere ulaşabiliyor ve ürün sunabiliyoruz.” 

Harikasınız.

Konuşmanın keyfinde artık hatırı sayılsın diye Türk kahvelerimizi söylüyoruz. 

Figen Subaşı Westerkof,  pek gazeteciyle görüşmüyor ama şu sıralar her yerden teklif var. Şaşkınım doğrusu. 

Dedim ya, yapılanları başarı gibi addetmeyip sadece çalışmanın bir sonucu olsa gerek. Bir de kısa not düşüyor, “Ben patron değilim, Lalay’ın bir çalışanı hepsi bu.”

Denizli Babadağ’da tezgahlardan çıkan peştamallar dünya pazarında nam sala dursun,  bu işi dünden güne kendi öz sermayesiyle gerçekleştiren Hollanda-Türkiye arası mekik dokuyan, kendi deyimiyle “Hanım Ağa” Figen Subaşı Westerkof, şimdilerde ise markayı daha farklı noktaya konumlandırmak adına farklı çalışmaların arifesinde. 

Babaanne sandığındaki peştamalların yolculuğunda sınırlar aşılmış.  “Yaza indirgenen” ürün olarak algılanan peştamalın tezgahtan mağazaya uzanan hikayesini yeniden yazan Lalay’ın kurucusu ve patronu Figen Subaşı Westerkof’u tanımak büyük keyifti. 

Ekonominin buz dağında yürek ısıtan hikayeyi kaleme almak ise ayrı bir coşku. 

Umarım herkes böyle başarılara imza atar.  

Herkese umut dolu bir hafta diliyorum...

Yorumlar

  • Kinar papazian 23 Ekim 2017 17:19Gecmisi bu gone tasimak hemde buyuk bir basarilar ile tebrikler...Bu guzel insanlari bize tanitmak yaziya dokmek Niver Lazoglu kalemine yuregine saglik

    (%25,00) (%75,00)

Diğer Yazıları