İşte Usta bir el… Bir dikiyor, pir dikiyor, iki beden inceltiyor

Nıver Lazoğlu 18 Aralık 2017, 09:27

 

Sanatı hakiki ustadan öğrenmeyen ve lafı ustaya bırakmayan hiçbir neticeye ulaşamaz. Ustalık uzun yılların toplanmış maharetidir… Demiş, büyüklerimiz, ne de güzel demişler.

Her ne iş yapıyorsan, o işin ehlini bilmek en önemli husus sanırım.

Kalemim her daim çırak olmayı seçti, yarınlara ulaşmak için biraz ürkek biraz çekingen biraz da acemi. Yol alışlarda ışık olanları görmenin getirisi olsa gerek.

Her iş her usta her beceri her direniş her vazgeçmeyiş büyük umutlar ekiyor yüreklere.

Hal böyle olunca, başak misali dolunca, daha da eğiliyorum, hepliğin içinde hiç olmak adına. Yaşamı yaşayandan birebir öğrenmenin hevesinde.

İnsan ilişkileri de bir ustalık değil mi?

Ve iyi bir usta ne zaman hangi aleti kullanacağını çok iyi bilir.

Bu haftanın konuğu da kendi tanımlamasıyla "Terzi İbrahim"

Bir ustanın kapısını çalıyoruz.

"Tabela Tailor Handmade” elişi yürek işi değil mi? O nedenle o kapıdayım. Gün de kaybolan, neredeyse parmakla gösterilen bir mesleğe bir ömür harcamış bir isim.

Tezgahında kumaşların olduğu yere sırtını verdiği uzun masadaki koltuğuna oturuyor, Usta Halil İbrahim Gül.

İşe adım atma öykünüzle başlayalım mı ne dersiniz?

“Manisa”nın Paşa köyünde dünyaya geldim. Ortaokulu yarıda bıraktım, ama Allah biliyor ya, ta o yaşlarda bile Hukuk okumayı istiyordum. Ama ekonomik şartlar noktasında okuyamadım. Meslek erbabı olmak için terzi çıraklığı ile küçük yaşlarda işe başladım. Ha terzilikle tanışmam ise çok daha küçüklüğümde. Annem terziydi, iğneyi makası ilk onun yanında tuttum. Annem gerçek terziydi, gerçek ustaydı. Amerikan bezini boyar onlarla elbise dikerdi. Şimdi öyle mi? Ah ah. Neyse, lafı uzatmayalım, sonrası terziliği en iyi nerede öğrenebilirim diye İstanbul”a geldim. Önce ustayı araştırdım aradım buldum. İstiklal Caddesi’nde Yusuf Kenan ustanın yanında işe başladım. Yıllarca yanında yetiştim. Hepimize hayal gibi gelen dönemin tüm meşhurlarına elbise diktim. Askerlik sonrası ise artık kendi düzenimi kurmak ve daha farklı bir anlayışla daha farkı elbiseler dikmek için kendi dükkanımı açtım. İşte o günden bu yana 43 yıldır terzilik yapıyorum.”

Dile kolay, güne varışta. Gerçekliğinde de öyle mi? Neredeyse, unutulmaya yüz tutan bir mesleği ustalıkla yerine getirebilmek ve “isim” olabilmek.

“Elbette hiç de kolay değil. Ekmeden hiç bir şey biçemezsiniz. Çıraklıktan ustalığa geçmek ve hep usta kalabilmek için her daim içimde kalan duyguyu da bir anlamda bastırmak adına, sürekli kendini yenileyen, bilgiyi özümsemek adına hiç durmadan okuyan biriyim. Yaptığım için bir parçası bu, okumadım ama İngilizceyi sonradan öğrendim. Zanaatınızda ne denli usta olursanız olun, iletişiminiz güçlü değilse hiç bir zaman başarıyı yakalayamazsın. Sosyal olmak da bu zanaatın bir parçası, günü ve dünyayı takip etmek zorundasınız. Her gün yeni öğretilerle yol almalısınız ki en iyi işi en iyi şekilde sunabilesiniz. Bu da emek demek, alın teri demek. İğneyle kuyu kazmak deniyor ya işte bizim işimiz. İyi kumaş, iyi iplik, iyi kup ve en önemlisi iyi ölçü almayı bilmelisiniz. Kup çok önemli bunun için de insan anatomisini bilmeniz gerekiyor.”

Sırası gelmişken soralım, hazır giyimin yoğunluğunda sizlere kimler elbise diktiriyor.

“İyi hem de çok iyi giyinmeyi bilenler ve sadece ihtiyaçtan dolayı değil giyinmek için gelenler diyebilirim. Kişiye özel takım elbiseler bir güzel sanatler eseri gibi ortaya konuyor. Bunun ayrımı bilenler bizi tercih ediyorlar. Kimleri giydiriyorum diyecek olursanız çok isim eksik kalır. İş dünyası ve politikacılar müşterilerim. Eski Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu, Rahmi Koç, Ali Koç, İnan Kıraç, Necmettin Bitlis, Rahmetli Turgut Özal, Şarık Tara, Fenerbahçeli Volkan Demirel, Alican Ulusoy, konsoloslar gibi gibi. Ha bu arada sanatçılardan İbrahim Tatlıses, Kenan İmirzalıoğlu gibi ki birçok isim diyebilirim. İbrahim Tatlıses, ‘Elbisemi çabuk bitir’ der ve kebap gönderirdi.”

Gülücükleri gururla etrafa yayılıyor Usta’nın. “Yani iş dünyasını giydiriyorsunuz diyebilir miyiz?” diyorum.

“Evet iş dünyası ağırlıkta diyebilirim. El işi emek ve kişinin imzasını attığımız işler talep görüyor. Ama herşeyden önemlisi vakit nakit durumu. Ve verdiğiniz tarihte elbiseyi teslim etmek en önemli nokta. Ve sırdaş olabilmek ve öyle kalabilmek. Çünkü bizler kişilerin en özel sahalarına kadar giriyoruz. Bu olmazsa olmazı işimizin, sırası gelmişken onu da söyleyeyim. Mezura bir terzi için çok önemlidir ancak ben elimle ölçü alırım. O nedenle elbiselerim giyeni bir iki beden daha zayıf gösterir. Omuz, yaka, kup, çok önemli. Elerimiz aynı zamanda gözümüz bundan ötürü en büyük sermayemiz. İnan Kıraç Beyefendi, ‘Her sabah kalktığımda gardırobumda senin diktiğin elbiseyi arıyorum’ diyor. Ya da müşterilerim çoğu sokağa çıkmadan önce beni arar nasıl kombin yapayım nasıl giyeyim diye sorar. Bunlar işinize duyduğunuz aşkın bir sonucu. Yoksa asla yol alamazsınız. El tezgahından çıkan kumaşlar, el işçiliğiyle can buluyor. Gün de bunu bulmak hiç de kolay değil.”

Bu konuşma çalan telefonla duraksıyor,  arayan müşteri neyi neyle giymesi gerektiğini soruyor ustaya. Kulaklarımla bu duruma şahit olunca doğrusu biraz afallıyorum. Ben sadece kadınlar bu denli dikkatlidir giyim konusunda düşünüyordum ya. Neyse, dedim ya yaşam ve yaşamışlıklar öğretiyor. Usta telefonu kapatır kapatmaz heyecanla anlatmaya devam ediyor.

“Nerede kalmıştık? Giyinmek çok önemli, ha bu arada şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Sadece giydirmeyeceksiniz siz de çok iyi giyinmek zorundasınız. Buna müthiş önem veririm. Eskiden daha koyu renkleri tercih ederken günde daha renkli giyinmeye çalışıyorum.”

İş dünyası daha çok hangi renkleri tercih ediyor?

“Klasik durumdan maalesef çok fazla sıyrılamıyoruz ama düne göre biraz daha renkleniyoruz diyebilirim. En fazla tercih edilen siyah, lacivert ve gri. Gömlekte ise beyaz ve mavi tercih ediliyor. Renkli iplikler kalıyor en çok siyahı tüketiyoruz diyebilirim. Yurtdışından çok fazla müşterimiz var, onlar biraz daha renk konusunda farklı olabiliyor.”

Bir takım elbiseyi ne kadar zamanda bitiriyorsunuz? Fiyatlarınız yüksek mi?

“İş dünyası bu anlamda çok titiz. Provayla iş yaptığımız için genelde onların saatlerine uymaya özen gösteriyorum. Provaları yapılınca bir hafta içerisinde bitiriyoruz. Elbette seçilen ve istenen takıma göre bu süreçte değişebiliyor. Bir ceketi 72 saatte dikiyoruz, hazır giyimde 22 dakikada çıkıyor. Artık siz düşünün verilen emeğin yoğunluğunu, o nedenle siz pahalısınız diyenlere de bir bakıma yanıt oluyor. Ama siz sorduğunuz için söyleyeyim 4 bin ile 7 bin TL arasında değişiyor.”

Bir ustayla sohbet edince, araya girip soru sormak da hayli güçleşiyor. Hele hele hiç bilmediğim bir konu olunca durum daha da sırıtıyor olabilirim kaygısıyla toparlamaya çalışıyorum sohbeti. Bu esnada usta ayağa kalkıyor ve bu kez bana kravat bağlamanın inceliklerini anlatıyor. Sırf bu teknikleri öğrenmek için aldığı ansiklopedinin sayfalarını tek tek gösteriyor. Şaşkınlıkla izliyorum. “Kravat deyip geçmeyin bir takımı en iyi gösteren ögedir. Okumasam bunları nasıl bilecektim ki, o nedenle teknolojiden ve okumaktan asla vazgeçmiyorum. Bilgi çok önemli çok…” diye de ekliyor.

Halil İbrahim Gül Usta, öyle görmeye çok alışkın olduğumuz ustalardan olmadığını bir kez daha sözcükleriyle belirtiyor.

Aslına bakarsanız, Usta’nın daha çok anlatacakları vardı, ama saat durmaksızın aktığı için bir yerde noktayı koymanın zorunluluğunda, müsaade istiyorum.

Ancak bu o kadar da kolay olmuyor.  Bu kez de bir ceketin omuzunun nasıl olması ve nasıl dikilmesi gerektiği konusunda bir örnekle durduruluyorum.

Bakıyorum ve dinlemedeyim suskunluğumda.

Ustamız Halil İbrahim Gül diyor ki, “İyi ölçü almazsan iyi dikemezsin. Kumaşın altın olsa da fark etmez.”

Dedim ya hayat okulunun mezunları gerçek öğretmenler gibi. Kumaş seçimi, kumaş kesimi, kumaş dikimi. Hepsinden öte tayin edilen sürede, verilen sözü yerine getirmenin hassasiyetinde. Kumaşı bedene yakıştırmanın ve kişinin aynaya bakarken gördüğündeki  özgüveni sağlıyor olabilmek büyük bir beceri gerektiriyor.

Bendeniz giyinmeyi pek bilmesem de iyi giyineni ayırt edebilmenin ve iyi giydireni tanımanın mutluğuyla çaldığım kapıdan geri dönüyorum. Öğretilerin büyük dersini almanın gururunda ve mutluluğunda.

Hayatın getirileri karşısında yılmadan, sevgiyle koluna takılan bileziğini korumak ve kollamak müthiş bir başarı değil mi?

Zanaatkar olmak ve zanaatkar kalabilmek ise büyük bir hayranlık uyandırıyor.

İpliği iğneye geçirmekten aciz bendeniz için bir ustanın incelikle nakış nakış işlediği kıyafetlerini anlatırken gösterdiği inceliği ve hassasiyeti umarım kalemim de gösterebilmiştir.

Çırak kalemim umarım Usta’yı iyi yansıtabilmiştir.

Efendim, baktığınız her aynanız sizi güzel kılsın temennisiyle.

Hep şık hep güzel hep mutlu kalın…

Ustam teşekkürler…

Yorumlar

  • Nezihe Hakyemez18 Aralık 2017 20:34Harika bir konuyu kaleme almissin....emegine yuregine saglik.....😘👏😘🙏🏻

    (%0,00) (%100,00)
  • Kinar papazian 18 Aralık 2017 16:01Yine taktiredilecek bir sanaat ve onu kagirda doken bir kalem

    (%0,00) (%100,00)

Diğer Yazıları