İflası erteleme kime yarıyor?

Gökhan Ugan 02 Mayıs 2016, 08:43

 

Bugünlerde en sık duyduğumuz terimlerden biri “iflas erteleme”. Borsada işlem görenler de dahil olmak üzere finansal açıdan zor durumda olduğu öne sürülen bir çok firma, Türk Ticaret Kanunu’nun kendilerine tanımış olduğu haktan yararlanmak üzere peşi sıra mahkemenin yolunu tutuyor. İçinde bulunduğumuz ekonomik krizin piyasa koşullarını dayanılmaz kılmasına rağmen, firmaları bir nebze olsun rahatlatmayı hedefleyen İflas erteleme müessesesinin istismar edildiği söylentileri acaba gerçeği ne kadar yansıtıyor?
Adından kaçınılmaz bir sonun ertelenmesi gibi anlaşılsa da, iflas erteleme aslında mali yapısı bozulan firmalara rahat bir nefes aldırmak için tanınmış yasal bir hak. 6102 sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun 377’nci maddesi hükmüne göre bir şirketin yönetim kurulu veya herhangi bir alacaklısı yeni nakit sermaye konulması dâhil nesnel ve gerçek kaynakları ve önlemleri gösteren bir iyileştirme projesini mahkemeye sunarak iflasın ertelenmesini isteyebilir. Söz konusu projede denetçi önerilerinin yer alması ve bu önerilerin gerçekçi kaynaklara dayandırılması şarttır. İflas ertelemenin alınabilmesi için şirket ortaklarının fedakârlık göstermesi ve iflastan özkaynak artışıyla çıkılması esastır. Mahkemeye sunulan proje kabul edilirse başvuruyu yapan şirkete bir kayyum atanır ve şirket 1 yıl için iflas erteleme kararı alabilir. Bu süre kayyumun 3 ayda bir mahkemeye sunacağı raporlara bağlı olarak 4 yıl daha uzatılabilir.
İflas erteleme kararı alan firma aleyhine hiçbir takip yapılamadığı gibi önceden başlatılmış takipler de durdurulur. Erteleme sırasında alacak karşılığında rehnedilmiş taşınır ve taşınmazların satışı gerçekleştirilemez, bu varlıklar için muhafaza tedbiri alınamaz.

Bu nedenle iflas erteleme kararı alan şirketlerin alacaklıları azami beş yıllık bir süre zarfında kelimenin tam anlamıyla başlarının çaresine bakmak zorundadır. Alacaklarını tahsil edemeyen şirketler borçlarını ödemede zorluk çekeceklerinden kısa zaman içerisinde aynı duruma kendileri de düşebilir. Domino etkisi adını verdiğimiz bu zincirleme etki, piyasada faaliyet gösteren bir çok firmanın sonunu getirebilir; belki de hali hazırda getirmekte.

Gelelim piyasa kulislerinde kulaklara fısıldanan dedikodulara. Söylentilere göre bazı kötü niyetli kişiler, firmaları iflas ertelemenin sağladığı avantajlardan yararlandırmak için ihtiyaçları olmadığı halde onları bu sürece yönlendiriyormuş. Kurmuş oldukları sistemle önce şirket merkezini rahat çalışabilecekleri bir adliyenin olduğu şehre taşıtıyor, daha sonra şirket için mahkemece kabul gören bir bilirkişi raporu hazırlayıp kısa bir süre zarfında iflas erteleme kararı aldırabiliyorlarmış. Anlayacağınız bu iş bir danışmanlığa dönüşmüş.

Peki, ihtiyacı olmayan bir firma durduk yerde iflas erteleme kararını niye alsın? İşte “danışmanlık” asıl katma değerini bu aşamada yaratıyor! İddialara göre iflas erteleme kararı alan firma borçluları ile temasa geçerek onları alacak tutarının daha azına razı olma veya beş yıl bekleme arasında seçim yapmaya zorluyor. Bir çok firma yasal koruma altında olan firmanın iflas ertelemeden çıkması için beş yıl beklemek yerine kendisine teklif edilen şartları kabul ediyor. Aslında bariz bir manipülasyon olan bu sıkıştırma, iflas ertelemede olan firmanın borç yükünü önemli miktarda azaltıyor ve süreçten büyük bir kazançla çıkılmış oluyor. Bu işin cefasını ise maalesef alacağını tam olarak tahsil edemeyen iyi niyetli firmalar çekiyor.

Yıllık cirosu belirli bir meblağın üzerinde olan firmalar ticari alacaklarını sigortalatabildikleri için bu durumdan pek fazla etkilenmiyor. Olan alacaklarını alamayan, düşük bir işletme sermayesi ile ayakta durmaya çalışan küçük ve orta büyüklükteki işletmelere oluyor. Teminat olarak aldıkları varlıkları satamayan bankaların da bu durumdan hoşnut olduğu pek söylenemez.

Hiç unutmuyorum, bir cep telefonu operatörü geçmiş bir tarihte “kaç dakika aranırsan o kadar dakika bedava” kampanyası başlatmıştı. Uyanık bazı vatandaşlarımız İstanbul’un iyi semtlerinde bulunduğunu iddia ettikleri “olmayan” evlerini ilan vererek çok ucuz fiyata satışa çıkardılar. Tahmin edebileceğiniz gibi telefonları susmadı. Bu uyanık vatandaşlar arayanları dakikalarca lafa tuttu, hayali evlerini ballandıra ballandıra anlattılar. Kazanılan bedava dakika sayısı o kadar arttı ki, operatör kampanyayı çok kısa bir süre içinde sonlandırmak zorunda kaldı.

Diyeceğim o ki, bu ülkede herhangi bir düzenleme yaparken (üzülerek söylüyorum) bazı uyanıkların sistemi istismar edebilecekleri gerçeğini hiçbir zaman akıldan çıkarmamak gerekiyor. Basında çıkan haberlerde kötü niyetli kullanımlar nedeniyle iflas erteleme süreci için bir takım yeni yasal düzenlemelerin yapılacağı söyleniyor. Kanaatimce yasal düzenlemenin yanı sıra alacak sigortasının yaygınlaştırılması da bir çözüm olarak düşünülebilir. Alacak sigortası yapabilecek firma sayısı artırılırsa şirket mali tabloları daha gerçekçi olacak, kayıt dışı ekonomi önemli derecede azalacağı için vergi gelirleri de artacaktır. Diğer taraftan iflas erteleme talep eden firmalara bağımsız denetimden geçme zorunluluğu getirilebilir. Ayrıca firma alacaklılarına iflas ertelemeye itiraz etme, başka bir bilirkişi raporu isteme veya iflas erteleme sürecinde yönetimi kayyumla birlikte denetleme hakkı tanınabilir.

Umarım yeni düzenlemeler sadece kötü niyetli kişilerin bu sistemden faydalanmasını önler, iyi niyetli şirketlerin haklarında herhangi bir kayba yol açmaz. Aslında burada en büyük görev iyi ve kötü niyetli firmaları en iyi şekilde süzmesi gereken mahkemelere düşüyor. Uygulama yanlış olduktan sonra istediğiniz kadar yasal düzenleme çıkarın faydası yok. İyi bir hafta geçirmeniz dileğiyle.
Saygılarımla,

Yorumlar

Diğer Yazıları