İçimizdeki AIDS virüsü

Gökhan Ugan 18 Temmuz 2016, 10:47

 

Türkiye tam bir akıl tutulması yaşıyor. Hafta sonunun şokunu hala üzerimizden atabilmiş değiliz. İçinde bulunduğumuz durumu, milletimizin kanına sızmış AIDS virüsünün yaratmış olduğu tahribata çok benzetiyorum. Gün geçtikçe kendimize yabancılaşıyor, dostu düşmandan ayıramaz hale geliyoruz. Toplum olarak paranoya yaşıyoruz. Artık bu virüsün bize nasıl bulaştığını araştırmayı bırakalım ve hep birlikte bu illetten nasıl kurtulacağız onun planlarını yapalım.

Bağışıklık sistemimizin çok üstün ve gelişmiş bir savunma mekanizması vardır. Vücudumuza giren ve ilk savunma bariyerini aşan bir mikrop öncelikle T hücrelerimiz tarafından teşhis edilir ve genetik kodu çözülür. Bu bilgi lenf bezlerimize iletilir ve vücuda giren mikrobun genetik koduna göre antikor üretilir. Dolaşım sistemimize salınan antikorlar aldıkları genetik koda uygun mikroplara yapışarak onları etkisiz hale getirir. Etkisiz hale getirilen mikroplar akyuvarlar tarafından yenilerek yok edilir.

Peki, AIDS virüsü vücudumuzu nasıl ele geçirir ve bizi nasıl öldürür biliyor musunuz? Kendini gizlemek ve çoğalmak için T hücrelerimizi hedef alır. T hücreleri işlevlerini yitirdiği için vücudumuza giren virüsü tanıyamaz ve bu virüse karşı antikor geliştirmemizi sağlayacak genetik çözümlemeyi gerçekleştiremez. Virüs dolaşım sistemimizde serbestçe dolaşır, kendini bizdenmiş gibi gösterir ve bu arada yavaş yavaş bütün savunma sistemimizi ele geçirir. Sonra ne mi olur? Vücudumuza giren en zararsız mikrop bile hiçbir direnç görmeden hızla çoğalır ve bünyemizi işgal eder. Bağışıklık sistemimiz dostu düşmandan ayıramadığı için bu işgal karşısında herhangi bir reaksiyon gösteremez. Metabolizmamızın her kalesi birer birer düşer ve en sonunda yaşama veda ederiz.

Türkiye’de devlet içinde yapılanmış bir grup yüce milletimizi kendi emelleri peşinde sürüklüyor. Kimin vatansever kimin vatan haini olduğunu anlamak çok zorlaştı. Herkes herkesten şüphe eder oldu. Öfke ve nefret doruğa ulaştı. Karanlıkta ateş eder gibiyiz. Birisini öldürüyor muyuz, öldürdüysek o kişi dostumuz mu yoksa düşmanımız mı bilemiyoruz. Toplumsal bir cinnet geçirmemize ramak kaldı. Bunu organize edenler bu milletin dıştan değil, sadece içten yıkılabileceğini çok iyi biliyor.

O yüzden diyorum ki, bir an önce silkinerek kendimize gelmeliyiz. Öncelikle adalet sistemimizi yeniden yapılandırarak ayağa kaldırmalı, herkese eşit mesafede bir adalet anlayışı geliştirmeliyiz. Adalet sistemine itibar kazandırmadan halkın sisteme olan inancını ve güvenini tesis edemeyiz.

Sadakate değil liyakate önem vermeliyiz. Her işi, o işin hakkını verecek ehil kişilere teslim etmeliyiz. Unutulmamalıdır ki, bir sistem içine sızmaya çalışanlar, işin ehli olmayanların bıraktıkları boşluklardan yararlanır.

Farklılıklarımıza değil, benzerliklerimize yoğunlaşmalıyız. Başımıza ne geldiyse bizi bizden ayıran ve kutuplaştıran siyaset anlayışı yüzünden geldi. Evet, kabul edelim birbirimizden farklıyız. Hepimiz aynı şekilde düşünmek zorunda değiliz. Bir parmağın izi aynı eldeki parmağın izine benzemezken bizim kendimizi aynılaştırma çabamız çok komik değil mi? Bu topraklarda yaşayan insanlar olarak ortak yönlerimizi keşfettiğimizde yaratabileceğimiz sinerjiyi ve gücü fark edebiliyor muyuz? Unutmayalım, bizi biz yapan ve bir arada tutan şey tek başına ne dil, ne din, ne de ırk. Bizi biz yapan bu coğrafya ve bu coğrafya üzerinde hep birlikte inşa ettiğimiz ve adına kültür dediğimiz o müstesna değer birikimi. Bu birikimin bozulmasına izin vermeyelim. Bu talihsiz olayı bizi bize kenetleyecek bir fırsata çevirelim.

15 Temmuz akşamı çok uzun bir süre hafızalarımızdan kazınamayacak, iç savaşın eşiğinden dönüldüğü kanlı bir sayfa olarak tarihteki yerini aldı. Birçok vatandaşımızı çıkan çatışmalarda kaybettik. Birçok vatandaşımız da yaralı. Gördüklerimiz ve duyduklarımız Suriye’deki iç savaşı aratmayacak nitelikteydi. Öyle anlaşılıyor ki gücü eline geçirmeyi hedefleyen bir grup bu alçak girişimi tertiplemiş ve maalesef bu hain emellerine hiçbir şeyden haberi olmayan masum Mehmetçiği alet etmiş. Atatürk ilkelerine

bağlı laik Türkiye Cumhuriyeti Devletine yapılan bu darbe girişimini lanetliyor, faillerinin en ağır cezaya çarptırılmalarını demokrasiye inanan bir Türk vatandaşı olarak talep ediyorum. Kardeşi kardeşe kırdırmaya çalışan iç ve dış odakların amaçlarına ulaşamamalarını yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Saygılarımla,

Yorumlar

  • Suat UZUN21 Temmuz 2016 23:37Olay ve olguları, emperyalizme hizmet edip etmediğine göre değerlendirdiğimizde, olay ve olguların neresinde yer alacağımıza karar vermek kolaylaşacaktır.

    (%0) (%0)

Diğer Yazıları