Hayatı erken sırtlayan, başarının kitabını yazan isim: Özlem Kalkan

Nıver Lazoğlu 20 Kasım 2017, 09:54

 

Hayat öğretileriyle yol aldıra dursun, mevsim döngüsünde çiçekler ekiyorum, sonbahara inat. Şiirsel döküldüğüne bakmayın gerçekliğinde akıl ve duyguların dengesinde nefes alışlar.

Yarına inatla koşuşlar.

İstanbul rutin telaşında, yeni ve güne dair hikayeler yazmanın nefesinde, yeni bir “hayat kahramanı” ni tanımanın keyfindeyim.

Öylesi başarılı ki, farkındalığında olmaksızın hırsa teslim olmadan insanlığını muhafaza etmiş hem genç, hem akıllı, hem güzel, hem özel hem de güçlü bir isim.

O bir iş kadını

O bir anne

O kariyer merdivenlerini erkenden tırmanmış bir isim.

Kurumsal bir yerin kapısını çalmak ve oradan randevu koparmak hep zor olmuştur.

Ama bu kez durum farklı oldu ve kapıyı güler yüzlü isim açtı.

CV’sini yayınlamaya kalksak yazıya yer bırakmaz öylesi.

Şanslıyım randevuyu koparıyorum.

Kapıda ünlü bir isimle buluşuyoruz, gerçek dost Kemal Pekser.

Röportaj karelerini dondurmak için orada.

Kapıda ise bizi karşılan başka bir güzel yürekli Sinan Çakıroğlu.

Türk Telekomünikasyon A.Ş’ deyiz.

Türk Telekom Ürün ve Servisler Direktörü Özlem Kalkan odadan içeri gülümsemeleriyle giriyor.

'Tanrı özene bezene yaratmış’ derler ya öylesi.

Hiç tanımadığınız halde görünce bir yerlerden tanıyorsunuz hissine kapılırsınız ya öylesi içten.

İletişimin gücü…

Kemal Pekser’in işi var o nedenle önce fotoğraf diyor. Stüdyoda soluğu alıyoruz. Resimleri kahve eşliğinde çekiliyor.

Nihayetinde röportaja başlıyoruz.

Olması gerektiği gibi önceden yazılarım okunmuş. Sohbet böyle açılıyor.

Ankara’da 1981 yılında dünya gözlerini açmış. Doktor baba ve bankacı bir annenin çocuğu. İsmi hasrete dair konulmuş. Kader midir bilinmiz ama ailesinden ayrı olarak büyümüş. “Her sınava iki kez” girdim diyor. İlkokulu Kastamounu’nda bitirmiş. Sonrası 12 yaşında sıla ve aile hasretiyle İzmir Amerikan Koleji’nde okumuş. Hem de okulu 3’üncülükle bitirmiş.  Okul imtihanlarına girişini yüreğinde taşıdığı anısını günmüş gibi yaşayarak aktarıyor.

“Doktor bir babanın kızı olunca daha da bir hassasiyetle büyüyorsunuz. Kolej sınavına girmeden önce dondurma yemek istemiştim. Babam aman bir şey olmasın diye yedirmemişti. Sonrası sınav iptal oldu. İnanılmazdı. Ardından tekrar sınava girdim ve İzmir’e yol aldım. Küçük yaşta aileye olan hasretle büyüyorsunuz ama çok daha çabuk olgunlaşıyorsunuz. En büyük getiri bu sanırım. Ardından üniversite sınavı yine babamla birlikteyim. Bu kez dondurmayı yiyip öyle sınava girdim. Ancak bu kez sorular çalındı ve sınav yeniden iptal. Sonrası çok istediğim Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği’ni kazandım. Ama  daha yeni açılan Sabancı Üniversitesi’ni tercih ettim. Elektronik Mühendisliği’nden mezun oldum. Ardından iki master birden bitirdim. Elektronik ve Telecom dalında eğitimimi tamamladım. Bu arada hayat ve seçimler insan hayatında büyük önem arz ediyor. Üniversite sıralarında tasarladığım bir chip’i Japonya’da anlattım. Amerika’dan teklif aldım. Ancak kendi ülkemde olmayı seçtim. Okuldan mezun olur olmaz da iş dünyasına adım attım ve çalışmaya başladım.”

Kısa bir özet, dünden güne varış. Öylesi hızlı ve öylesi heyecanla aktarımlar ki, akan suyun önünü kesmemek amacıyla dinliyor ve not alıyorum.

Hayatı erken sırtlamanın ağırlığında kariyer basamakları hızlı çıkılmış. Citibank, Alcatel, Teletaş, Borusan Teletaş, Teletek, Grid, Global İletişim ve güne varış Türk Telekom.
Dedim ya iş dünyasında yol alış da yaş alışı kadar çifter çifter olmuş.
Başarıyı özümsemek ve bunu olağanlaştırmak büyük kıymet arzediyor.
Proje oluşturmak ve A’dan Z’ye uygulamaya geçirmek hiç de kolay olmasa gerek diye zihnimde sorular büyütüyorum.

Erken büyümek ve erken yol almak nasıl bir duygu?

Gülümsüyor. “Herkes için kariyer basamaklarını erken çıktığım düşünülebilir ancak aileden uzaktan 12 yaşında hayat kararlarını kendiniz almaya ve uygulamaya başlayınca bu aslında olması gereken gibi algılıyorum. İşimi çok seviyorum, işimde olması gerekeni yerine getirmek en büyük başarı. Gerisi kendiliğinden oluyor. Evet, erken olgunlaşma, yaşınızı büyütmese de birikiminizi ve olgunluğu beraberinde getiriyor. İnsanları sevmek onları okuyor olabilmek ve yaşamın getirilerinde daha iyisini ortaya koymak olmazsa olmazım oluyor. Başarı ise işin finalinde en büyük ödül.”

İş dünyası içerisinde hem güzel hem akıllı hem de kadın olmak… diyorum.

Yanıt büyük ders misali… “İşinizi iyi yapınca, bu bir etken ya da bir boyut değil… Hayat boyu bir tek kendimle yarıştım. Hepsi bu…”

Sohbet boyunca, akıl bir yandan işte, öylesi farkındayım. Gariptir hız almak için çaba içerisindeyim. Diğer yandan ise meraklar büyütüyorum.
Genç yaşta hem anne hem baba olgusunu yürütürken iş dünyasında başarıyı giyinmek. Bravo dedirtiyor.

İletişim dünyası içerisinde, iletişimi kuvvetli kılmak. Ne istediğini bilen olmak. Zor olan neydi?

“Yıllarca kendimi çok ifade etmeye çalıştım. Uzun yıllar bunu yaptım. Çevremdeki algım ise  buna ailem de dahil, ‘Özlem yapar’, ‘Özlem çözer’ algısı. Bunu ister istemez yerine getiriyorsunuz. Evet en fazla kullandığım kelime oldu. İşin zor boyutu bu sanırım. Yıllar sonra öğrendim şimdi ‘Hayır’ da diyebiliyorum. Kendi hayatınızdan ve özelinizden çok ödün vermek ise işin zor kısmı. Ama tüm olarak baktığımda sevince her şey çok kolay oluyor. İşini sevmek, ekibini sevmek, seni güne taşıyanlara her daim hürmet ve sevgi büyütmek. Hayatı kolay kılıyor.”

Bu duruma bir de ben naçizane şunu eklemeliyim ki, disiplin çok net altı çizilesi bir farkındalık olarak dikkat çekiyor.
İşte o zaman daha bir hayranlık uyandırıyor.
Aklın getirisinde ‘çözüm odaklı’ duruş. Bulunduğu konumu ve koltuğu sonuna kadar hak eden Özlem Kalkan, kısacık yaşında büyük hem de çok büyük işler yapmış ‘boyu uzun aklı kısa’ sözünü çürüterek.

“Yaşam olgusunda nefese alışlar hep mi iş?” diyorum.

İşte o an gözünün çok daha parladığına şahitlik ediyorum.

“Var, var olmaz mı? Küçük yaşlarda bale dersleri aldım. Dansı ve dans etmeyi de çok seviyorum. Hatta bir dans salonu bile açtım. Yaş aldıkça bu kez farklı kültürlerin farklı motiflerine merak sardım. Önce öğrendim sonra da öğretmeye koyuldum. Herhangi birine yeni elbiseler giydirmek gibi dans öğretmek. İşten arta kalan zamanlarında dans etmeyi ve bunu öğretmeyi çok seviyorum. Hayatın en güzel molalarından biri diyebilirim.”

Konuşma uzasa kim bilir daha ne gibi yetenekler açığa çıkacak Özlem Kalkan’dan.

İnsanları okumayı başaran birinin mutlak yazması da gerekir kanısındayım. Gün gelir bir yerlerde bir yazılarını okursanız şaşırmayın derim. Kendi keşif yolculuğunda, yol alışlarda iyi işler yapanlara hepimizin çok ama çok fazla ihtiyacı var. Yarına yönelik planlarının uzun olacağını bildiğimden buna ilişkin soru yöneltmiyorum. Hedefleri şimdiki kurumunda çok daha güzel işlere imza atmak.
Şimdiden atmış bile ki, hedef TV. Bu da üyelik sayısını çok daha yukarılara çıkarmak.

Ha bu arada aramızda kalmak şartıyla yazıyorum.
Ekrana da ayrı yakışıyor Özlem Kalkan.
Bizden söylemesi.

Kasım’ın sıcak sımsıcak akan günlerinde İstanbul, mücadelenin akılla yürütüldüğü ve hırsın silindiği, başarıyı ise ‘Başarılıyım” cümlesini hiç telaffuz etmeyen yaptıklarıyla ortaya koyan bir iş kadını tanımak ve tanımaktan sonsuz mutluluk duydum.

Sade Türk kahvesinden son yudumu aldıktan sonra, kapıya kadar geçirildim. Etrafımı saran tüm güzel telekomculara ve güzel kareler yakalayan Kemal Pekser ve Sinan Çakıroğlu’na, elbette Özlem Kalkan’a ayrı ayrı teşekkürlerimi bir borç biliyorum.

Hayat paylaştıkça güzel ilkesinden hareketle, insanı insan kılan iletişimin ışığı hep güzel yürekleri yakalasın.
Hep iletişimde kalın emi...

Yorumlar

  • nimet sarıoglu12 Temmuz 2018 22:06özlemcim güzel kızım allah yolunu açık etsin gururla okudum

    (%0) (%0)
  • Kinar papazian20 Kasım 2017 16:19Bravo bravo ne kadar guzel ne kadar mutluluk bu tur insanlari tanimak!!!! Tesekkurler her ikinizede yuregine kalemine saglik

    (%20,00) (%80,00)

Diğer Yazıları