Gereksiz seçim

Mustafa A. Aysan 05 Ekim 2015, 16:43

 
1 Kasım seçimleri, bir çoğumuz tarafından gereksiz görüldüğü halde, siyasetçilerimiz, bizi zorla sonuçsuz bir seçime götürmektedirler.  Yapılmakta olan kamuoyu yoklamaları ve anketler, önümüzdeki gereksiz seçimin, 7 Haziran’da yapılmış olandan çok farklı bir sonuca ulaşmayacağını gösteriyor: Kazanabilecekleri milletvekili sayılarının oranına göre, AKP’nin, % 42-45 (230-248 milletvekili); CHP’nin, % 25-28 (138-154 mv.); MHP’nin, % 14-15 (77-80 mv.); HDP’nin  de % 12-13 (66-72 mv.) TBMM’de oylama gücü elde edebilecekleri beklenmektedir.

Böyle bir sonucun, 7 Haziran sonuçlarından büyük bir farkı yoktur; muhalefet partileri için, seçmen çoğunluğunun ısrarla belirtmiş olacağı bu sonuçların gereğini yapmaları için bu son şansı kullanmaları zorunlu görünmektedir.  Aslında muhalefet partilerinin, önceki seçimde, seçmenin kendilerine verdiği görevleri anlamazdan gelmeleri, ülkemiz ve milletimiz için büyük bir kayıp olmuştur.  Artık açıkça anlaşılmış olacağını tahmin ettiğimiz bu görevlerin en önemli olanlarının şöylece özetlenebileceğini sanıyoruz:

1.Seçmenlerimizin (ve milletimizin) % 60’ı, AKP’nin 13 yıllık egemenliğine son vermek istemektedir; iktidar partisinin bir süre muhalefete geçmesini istemektedir.  Oyların % 60’ını temsil eden muhalefet partileri, artık iktidarı ele almalı ve önceki iktidarın yanlışlarını düzeltecek bir koalisyon hükümeti kurmalıdırlar.

2.Aynı seçmen çoğunluğu, Cumhuriyetimizin temel ilkeleri içindeki, milletvekili çoğunluğunun ülke egemenliğini temsil ettiği, yasama, yürütme ve yargılama güçlerinin kanunlar çerçevesinde birbirinden bağımsız bulunduğu, parlamenter demokratik rejimin korunmasını istemektedir.  Bu çoğunluk, tüm Türk vatandaşlarına eşit fırsatlar ve haklar tanıyan,  son doksan yıldaki uygulamalarla da bu gerçeği   kanıtlamış bulunan, kendi kurduğu Cumhuriyet ilkelerine geri dönmeyi istemektedir.  Ve de bu çoğunluk, Cumhuriyetimizin, ne olduğu belirsiz olan ve pek de iyi tanımlanmamış bulunan “başkanlık sistemi” gibi başka bir rejime dönüştürülmesini istememektedir.

3Bu çoğunluk, ayni zamanda, suçsuzları cezalandırmaya ve suçluları affetmeye başlayan hukuk düzenimizin de yeniden, siyasetçilerin baskılarından arındırılarak bağımsızlığına kavuşturulmasını  istemektedir.

Seçmen çoğunluğunun bu açık mesajları, muhalefet partilerince anlaşılabilmiş olsaydı, bu mesajların gereği, 7 Haziran’dan sonra da yapılabilirdi.   Bununla birlikte şimdi, geçmişte muhalefet partilerinin yanlışlarıyla uğraşmanın yararı yoktur. Bunun yerine, gelecek seçimin sonuçlarına uygun görüşler belirtmeye öncelik vermeliyiz. 

Yukarıda belirtilen üç önemli çerçevede ve 2002 Kasım ayına kadar iyi/kötü uygulanarak kendisini kanıtlamış bulunan Cumhuriyetimizin temel ilkelerine döndürmek için alınabilecek önlemler konusunda, üç muhalefet partisi, (CHP, MHP ve HDP) kolayca uzlaşmaya varabilmelidirler; üçünün de seçim bildirgeleri ve söylemleri incelenince başka sonuca varma olanağı bulunmamaktadır. 

Eğer bu üç muhalefet partimiz, seçmen çoğunluğunun 1 Kasım’da yineleyeceğini tahmin ettiğimiz bu ikinci mesajını da “armudun sapı, üzümün çöpü” gibi sudan nedenlerle anlamamakta direnirlerse, onların da akıbetleri, 2002 seçimlerinden önceki koalisyon ortaklarının akıbetlerinden farklı olmayacaktır; o koşullar altında seçmen çoğunluğu, yeni siyasal partiler oluşturmaya çalışacak, ya da var olan ama oy toplayamayan öteki siyasal oluşumları geliştirecek ve onlara oy verecektir.

Çünkü, bu günün seçmen çoğunluğu, Cumhuriyetimizin ve kuruluş ilkelerinin ilelebet yaşatılması konusunda kesin kararlıdır ve bu kesin kararını gelecek seçimde de belirtmiş olacaktır.

Muhalefetteki üç siyasal partimizin yöneticileri,  8 Haziran’dan sonraki gereksiz uzlaşmazlık gösterilerini,  2 Kasım 2015’ten sonra da yinelerler ve bu temel ilkelerde de uzlaşamazlarsa,  ondan sonra neler olabileceğini, iyi düşünmelidirler.  Bu temel ilkelerde bile anlaşmayı beceremeyen, ülkemiz, yerli ve yabancı kaynaklı pek çok düşmanımızın tehditleri altında inim inim inlerken, günde ortalama 5-6 şehit vererek her gün kahrolan şehitlerimiz yakınlarının acıları altında ezilirken bile sudan sebeplerle sorumluktan kaçan muhalefet partilerinin, seçmen çoğunluğu tarafından, siyasal faaliyetten uzaklaştırılmasından başka seçenek var mıdır? 

Bu açıdan bakıldığında, muhalefet partileri yöneticilerimizin, milletimiz iç ve dış savaş durumundayken,  ortaya çıkıp, “Biz buradayız; görev alıyoruz” demeleri zorunlu hale gelmiştir.  

Yorumlar

Diğer Yazıları