En sevdiğim günah

Süheyl Aygül 07 Haziran 2017, 08:21

 

Şeytanın Avukatı filminin final tiradında John Milton'un (Al Pacino) ifade ettiği  bir replik vardır.

“Kibir, insanlarda en sevdiğim günah!”

Şeytan olarak bilinen Lucifer aslında geçmişte Tanrı'nın gözdesi olmuş bir melektir. Ancak insanoğluna itaat etmeyi reddedince tanrı katından kovulur ve dünyaya sürülür. Bütün semavi dinlere göre; Şeytan Tanrı'yı inkar etmemiştir, insanı beğenmemiş ve bu nedenle cennetten kovulmuştur. Kibrine yenik düştüğü için tanrı tarafından cezalandırılmıştır. Melek Lucifer'in en belirgin özelliği; kibri sevmesi ve insanoğluna bunu aşılamasıdır. Zaten filmdeki cümlede Şeytan rolündeki John Milton  “Kibir en büyük günahtır” dememektedir, “En sevdiğim günahtır” demektedir.

Kibir, en basit anlamla kişinin kendini üstün görmesi, diğerlerini beğenmemesidir.

Kibir, sesli veya sessiz “Bennnnn....” demektir. “Ben iyiyim, sen kötüsün; ben varım, sen yoksun; ben birim sen sıfırsın” mesajını karşı tarafa iletmektir.

Kibir; korkak, güçsüz ve kendi değerleri konusunda kafası karışık olanların içine saklandıkları bir zırhtır, kabuktur.

Kendi kimliğine fanatik olarak yapışıp dünyayı sadece egoizminin penceresinden görüyor olmaktır.

Kibir, yedi ölümcül günahtan beşincisi, Yaratanın insanın içine koyduğu cam kırıklarından birisidir. Kibirlendikçe canınız acır.

Kibirli insanlar aslında başkalarından çok kendilerine zarar verirler.

Kibirli insanlar kendilerine boyun eğip, boylarını ölçemeyenlerdir.

Kendilerine boy verip, kendilerinde boğulanlardır.

Kibirli insan bir anlamda çıplak kraldır, ne kadar ben merkezli görünse de aslında tam tersidir, kendini etrafıyla kıyaslar ve daha büyük adımlar atmaktansa diğerlerinden bir basamak üstte görünmeyi hedefler ama herkesin aynı basamakta beklediğini göremez bile.

Özellikle plazaların yönetim kademelerinde güç zehirlenmesine uğrayan, kibirleri ile etrafa negatif enerji saçan yöneticiler beraber oldukları insanlara kendilerini değerli değil ufacık hissettirirler.

Bazen özgüven ile kibir karıştırılır.

Oysa, özgüvende yarış yoktur. Kibir de ise her şey yarış üzerine inşa edilmiştir.

Özgüven kişinin kendisi ile ilgilidir. Kibir ise başkalarını negatif etkiler.

Kibirli insan geçmişte yaşar. Bir başladı mı geçmişten “ben şöyleydim, böyle yaptım, şunu başardım” diye devam eder. Özgüvenli insan, geleceğin insanıdır.  “Aslında bunu başarabilirim” der ve geçer. Geçmişe saplanıp kalmaz.

Kibir; tolerans göstermez, hoşgörüden uzaktır, ezer ve bastırır.

Özgüven; güven aşılar, cesaret verir, destekler, değerli hissettirir..

Kibir, kendini yüceltmek; özgüven ise kendinin farkında olmaktır.

Kibir empatinin önündeki en büyük engeldir aynı zamanda. Kibirde kendi bakış açınızı o kadar mutlaklaştırırsın ki, kendi bakış açını bir an bile terk edemeyecek kadar korkak ve güvensiz olursunuz...

Sadece kibriniz yoksa insanları anlayıp sevebilirsiniz...

Kibir, insana hiç bir şey katmayan, mutlak huzur ve dengeye ulaşmak için terk edilmesi gereken bir ruh durumudur.

Monteigne'in dediği gibi “İnsanda insanlığın her hali vardır. Yani insan hem tecavüzcü, hırsız, katil, sapık, soykırımcıdır, hem yüce, hem asil ve tanrısal potansiyeli olan harikulade bir varlıktır.” Her insan bir okyanustur. Bir iki damlasına bakıp karar verilmez.

Felsefe insana Pera'yı öğretir. Pera; sınır demektir. Yani haddini bilirsin. Eflatun'un dediği gibi neyin ilaç, neyin zehir olduğuna dozu karar verir ve kabul edersin. Pera bu kadar bilgi ve spekülasyon arasında sana hiç bir şey bilmediğini anlatır ve seni Sokrates'in “Bütün bildiğim hiç bir şey bilmediğimdir” bilgeliğine ulaştırır.

Yedi milyar türdeşimiz var. Her an binlercesi doğuyor, bir o kadarı da göçüp gidiyor. Sizden önce milyarlarcası geldi ve gitti ve bir o kadarı da sırasını bekliyor. Şu kocaman dünyanın beş milyara yakın yaşı ile karşılaştırıldığında yağmur damlası gibi duracak bir iş yapmış olup, bununla kibirlenmenin ne anlamı var? Biliyoruz ki siz yapmazsanız başka biri muhakkak çıkıp yapacak. Başarılarınız, ancak diğer insanlara anlam ve değer kattığı zaman anlamlıdır!

İş yaşamında, siyasette ve sporda kibrinin asidinde eriyen birçok insan tanıdım. İş yaşamında hırs elbette olmalıdır. Güçlü olmak istiyorsanız hırsınız da olmalı ama ne zaman duracağınızı bilmeniz içinde; kibrinizin esiri olmamanız gerekir. Duracağınız yeri bilmezseniz, işte o zaman tükenmeye başladığınız zamanı da göremeyeceksiniz demektir.

Materyalist kamçılarla birbirini kamçılayan çılgın bir sürünün en önünde koşmak isteyen kazan-kaybet oyunu üstadlarına tavsiyemiz; Sezen'in söz ve müziği kendisine ait Kibir (yanmam lazım) parçasını dinleyip bu kulvarda koşturmak konusunu yeniden gözden geçirmeleri...

“Yan yan yanmam lazım

Daha yol almam lazım

Kendimden caymam lazım”

Yorumlar

  • Prof. Dr. F. Tunc Bozbura 10 Haziran 2017 11:57Çok güzel ve etkileyici bir yazı..Tebrikler Süheyl Hocam.

    (%0,00) (%100,00)
  • Emrah Karakuş10 Haziran 2017 02:01Bu kadar kısa bir yazıda bu kadar çok şey anlatılabilir...Elinize sağlık

    (%0,00) (%100,00)
  • Burcu Külegeç08 Haziran 2017 17:54Sizin yazılarınızın yayınlandığı günler, ofisteki günüme daha iyi başlıyorum. Keşke her gün yazsanız.

    (%0,00) (%100,00)
  • Önnur Toprak 08 Haziran 2017 15:41Çok güzel bir yazı, ellerinize, yüreğinize sağlık..

    (%0,00) (%100,00)
  • Dr.Yaşar UYSAL08 Haziran 2017 11:28Sevgili Süheyl kardeşim, her zamanki gibi yine yüreklere seslenen bir yazı olmuş. Yüreğine, kalemine sağlık. Yeni yazılarını okumak için sabırsızlanıyoruz.

    (%0,00) (%100,00)
  • Hicre Şayan07 Haziran 2017 10:18"Başarılarınız, ancak diğer insanlara anlam ve değer kattığı zaman anlamlıdır!" Gerçekten çok önemli ve doğru bir cümle. Kaleminize sağlık.

    (%0,00) (%100,00)
  • Kibirli Adam07 Haziran 2017 10:05Bu kibirli olduğumu bilmiyordum.

    (%0) (%0)
  • Sertaç Yekta Bayramoğlu 07 Haziran 2017 09:40Kaleminize sağlık üstad

    (%0,00) (%100,00)
  • Aytuğ Erkan07 Haziran 2017 09:36Ellerinize sağlık, gene çok güzel bir yazı olmuş.

    (%0,00) (%100,00)

Diğer Yazıları