Döviz bozdurma ve dövizli işlemlerin TL’ye çevrilmesi

Dursun Akbulut 08 Aralık 2016, 12:03

 

30.09.2013 tarihinde Finans Gündem’de “Kamu özelleştirmeler yolu ile döviz riskini  özel sektöre mi  transfer ediyor?” başlığı ile yazdığım yazı bugünleri tarif ettiği için bu yazıyı olduğu gibi aşağıda tekrar yazıyorum.

Bu yazıya ek olarak ayrıca aşağıdaki hususlarıda belirtmek isterim.  

22 Haziran 2009 tarihinde Merkez Bankası tarafından yayınlanan genelge ile döviz kazancı olmayan şirketlere de bankaların kendi kaynaklarından kullandırılmak üzere minimum bir yıl vadeli ve minimum 5 milyon Usd tutarlı döviz kredisi kullanma imkanı getirilmiştir. Bu imkanın getirilmesinden sonra şirketlerin yerel bankalardan YP cinsinden kullandıkları kredilerin hacmi 41 milyar Usd’ den 2016 yılı 9. ayı itibarıyla 172 milyar Usd’ ye yükselmiştir. Bu da piyasanın dolarize olmasına neden olmuştur. Şimdi dolarize olan piyasanın TL’ye çevirilmesi ile ilgili atılan adımlar olumlu bir gelişmedir, ancak daha önce dövize bağlı olarak fonlama yapılmış işlemlerle ilgili gelir tarafının TL’ye dönüştürülmesi reel sektörün döviz açığını daha fazla arttıracaktır.  Piyasada TL’ye dönüş ancak YP da artı (+) pozisyon almış kuruluşlar ve yeni yapılan işlemlerde gerçekleşmesi halinde faydalı olacaktır. Diğer taraftan şahıslar tarafından bozdurulan dövizlerin yurt dışı yatırımcılar tarafından veya diğer şahıslarca alınması halinde sadece dövizin el değiştirmesine ve geçici olarak döviz fiyatlarının düşmesine neden olacaktır.  Bozdurulan bu dövizlerin, 202 milyar Usd’ ye yakın döviz açığı olan, reel sektör şirketleri tarafından alınması halinde, ancak kalıcı olarak döviz üzerindeki baskı azalacak ve uzun vadede de yararlı olacaktır. Yararlı olacak en önemli düzenleme bundan sonra özelleştirmelerin YP yerine TL cinsinden yapılması olacaktır, ancak önemli ölçüde iş işten geçmiştir.

Kamu özelleştirmeler yolu ile döviz riskini özel sektöre mi  transfer ediyor?

Bilindiği üzere özel sektörün 2013 yılı ilk çeyreğinde dış borç tutarı 101 milyar Usd’si kısa 138 milyar Usd’si uzun vadeli olmak üzere toplam 239 milyar Usd’ye ulaşmıştır. Reel sektörün döviz  pozisyonu ise vadeli döviz alım kontratları hariç olmak üzere  164 milyar Usd  olduğu belirtilmektedir. Bu borç miktarının ve döviz pozisyonun artışında son dönemlerde yapılan özelleştirmelerinde payı büyüktür. 2003 yılından sonra özelleştirmelere hız verilmiş ve Ağustos ayı itibari ile özelleştirme tutarı 58 milyar Usd’ye ulaşmış, bunun 50 milyar Usd’lik kısmı ise son 10 yılda gerçekleşmiştir. Yapılan bu özelleştirmelerin önemli bir bölümü YP cinsinden yapılmış ve vadeli ödemeler de YP cinsinden istenmiştir.  Bu yöntemle kamu TL cinsinden varlıklarını dövize çevirerek döviz pozisyonunu azaltmış ve bu pozisyonunu özel sektöre devir etmiştir. Son dönemlerde dövizde meydana gelen hareketlilik özel sektörü rahatsız etmeye başlamış özellikle büyük özelleştirme projelerinin fizibilitesi sorgulanır hale gelmiştir. Bu projelerde kullanılan YP  kaynaklar uzun vadeli ve varlık alımında kullanıldığı için bu projelere ilişkin döviz riskinin yönetilmesi de  mümkünde değildir. Döviz riski tamamen piyasa şartlarına bırakılmış durumdadır. Hele hele fiyat düzenlemesinin olduğu sektörlerde bu riski yönetmek daha da zor duruma gelmiştir. Bu nedenle kamunun özelleştirmelerde TL’yi öne çıkarıp geri ödemeleri de daha uzun vadede ve enflasyona endeksleyerek istemesi daha uygun olacaktır düşüncesindeyim. Bu yöntemle, yapılacak yeni özelleştirmelerde özel sektörün döviz pozisyonunu daha da artırmanın önüne geçilmiş olunacaktır.

Yorumlar

  • Can Öztürk15 Aralık 2016 07:10Ağzınıza aklınıza sağlık çok güzel özetlemişsiniz son kur hareketleri ile yapılan çıkışta olan yabancı kaynaklı sıcak parayı ucuza fonlamak değil mi? Çıkış maliyetini yükseltmek için geçici de olsa kuru değil döviz stoğunu takip etmek daha doğru olmaz mı?

    (%60,00) (%40,00)

Diğer Yazıları