Banka kredilerinde Devlet Kefaleti Modeli

Gökhan Ugan 30 Kasım 2015, 08:35

 

Geçen yazımızda mevcut sistemde yer alan vergi avantajı nedeniyle işletmelerin finansman çözümlerinde özkaynak yerine dış kaynağı tercih ettiklerinden bahsetmiştik. Bankalar kredi kullandırırken her ne kadar işletme faaliyetlerinin başarısına ve sürekliliğine önem verse de, yine de alacaklarını garanti altına almak için karşılığında teminat getirilmesini talep eder. İşler iyi giderken kabul gören teminatlar zor günlerde değerini yitirir ve işletmeler finansman darboğazına girer. İşte böyle zamanlarda devletin gücünden teminat almak, hayatta kalmak için belki de tek çıkar yol olabilir.

Bir işletmenin kredibilitesi (ya da itibarı) esas itibarıyla kullanılabilecek dış kaynağın sınırını ve maliyetini belirler. Kredibilitesi yüksek bir firmanın geçmişte borcunu ödeyememekle ilgili problem yaşamamış, güçlü ve likit aktif yapısına sahip, özkaynağı yüksek ve borç yükünün uzun vadede olması beklenir. Diğer önemli bir konu ise kendini en fazla ciroda gösteren faaliyetlerinde istikrarlı tercihan artan bir gelişimin olmasıdır.

Bankalar tüm bu risk analizlerinden sonra işletmeye verecekleri paranın geri dönüş olasılığını hesaplar. Kredinin çıkması için bu analiz yeter değil gerek koşuldur. Risk analizinden olumlu puan alan işletmelerden kredi için teminat göstermeleri istenir. Yani bankacılar eşeklerini sağlam kazığa bağlarlar. En çok tercih edilen teminat gayrimenkuldür. İster şirket aktifinde yer alsın, isterse ortaklara ait olsun gayrimenkul teminatı karşılığında kredi almak konusunda fazla bir problem yaşanmaz. Ta ki işler bozulana, ciro düşene, çekler yazılana, ödenemeyen borçlar için yasal takip başlatılana dek.

Rüzgâr tersten esmeye başladı mı işler tavuk-yumurta ilişkisine döner. İşletmelerin zordan çıkmak için finansmana ihtiyacı vardır, finansman sağlayacak bankalar ise kredi vermek için işletmenin zordan çıkmasını bekler. Bu aşamada ihtiyacınız olan nakdin çok daha üzerinde değeri olan bir gayrimenkulü teminat olarak gösterseniz bile işe yaramaz. Normal şartlarda Genel Müdürlüğün belirlediği kredi hedeflerini tutturmak için gayrimenkul teminatı karşılığı kredi çıkarmakta yarışan bankacınız, krediye muhtaç hale geldiğinizde “bizim işimiz gayrimenkul alım-satımı değil, faaliyetlerin kötü, bu borcu nasıl geriye ödeyeceksin?” diye sormaya başlar. Kaynak yaratılamayan her gün işler biraz daha sarpa sarsar. Yenilen kurşun hayati organlara denk gelmemiştir, ama müdahale gecikirse kan kaybından ölüm kaçınılmazdır.

Türkiye’de birçok işletme kendi faaliyetlerinde hiçbir sorun olmamasına rağmen alacaklarını tahsil edememesi, müşteri çeklerinin dönmesi ve genel talebin daralması gibi dış etkenler yüzünden iflasa sürükleniyor. Bu durumun en önemli sebebi, finansal yönetimin ve üretim planlamasının profesyonelce yapılmamasıdır. İşletmelerimizin röntgenini çektiğimizde genel olarak karşımıza işletme sermayesi az, özkaynağı düşük, cirosu yüksek orta ölçekli firmalar çıkmaktadır. Bu firmaların akıbeti ufak bir sandala bağlanmış 300 beygir gücündeki kıç motoruyla son sürat okyanusa açılan denizcilere benzer. Hava güzelken ve benzin varken şilepleri sollayan bu sandallar, benzin bitip hava bozunca kolayca devrilip dibi boylar.

Sebebi ne olursa olsun zor duruma düşen ve piyasada kalmak isteyen her işletme desteği hak eder. Çünkü bir işletmenin batması, ülkemiz için üretim, istihdam ve sermaye kaybı anlamına gelir. Kimsenin destek olmadığı böyle durumlarda vergi ödediğimiz ve “baba” olarak adlandırdığımız devletin elini uzatmasından daha mantıklı ne olabilir?

Tabi ki devlet çıkarsın cebinden para versin demiyorum. Kamu Garanti Fonu bu anlamda banka kredilerinin bir kısmına kefil olup garanti veriyor; ancak bu sistem de teminat esasına dayanıyor. Ben devletin kamu yararına yapılan ve kâr amacı gütmeyen faaliyetler üzerinden kefalet vermesini öneriyorum.

Bilindiği üzere devlet özel sektörden ihale yöntemiyle önemli miktarlarda mal ve hizmet satın alıyor. Bu mal ve hizmet ihtiyacının bir kısmı kamu yararına çalışmak isteyen firmalardan karşılansa ve devlet de buna mukabil işi yapan firmaya para yerine belirli bir ölçüde kefalet limiti tahsis etse güzel olmaz mı? İşletmelerin büyük bir kısmı kapasitelerinin tamamını kullanmıyor. İşletmeler boş geçtikleri vardiyalarda kâr amacı gütmeden kamu yararına çalışsalar ve karşılığında kötü zamanlarda ihtiyaç duydukları devlet garantisini elde etseler fena mı olur?

Örneğin bir işletme devlet garantisi elde etmek için mal üretimi yapmak istiyor. Üretimin maliyeti işçilik ve hammadde dâhil 100 TL olsun. Devlet bu işin karşılığında işletmeye sadece üretim maliyeti olan 100 TL’yi ödesin ve belirli bir oranda da kefalet limiti tahsis etsin. Örneğimizde bu oran %20 olsun. Bu durumda işletmemiz ileride bankalardan kullanacağı kredilere karşılık olarak daha önce kazanmış olduğu 20 TL tutarındaki devlet kefaletini teminat olarak göstererek kolayca finansman sağlayabilir.

Bu modelin uygulanması ile birlikte devlet harcamaları azalacağı gibi, kapasite kullanımı artacak, üretim tabana yayılacak, istihdam sürecek ve iflaslar azalacaktır. Devlet bu imkânı mümkün olduğu ölçüde hakkaniyet esasları çerçevesinde farklı işletmelere kullandırmalıdır.

Yazıma son verirken zor durumlarında düze çıkmak için mantıklı taleplerle gelen işletmelere “basiretli davransaydın da bu duruma düşmeseydin” diyen bankacılara belirledikleri anormal kredi hedeflerini tutturmak için gereğinden fazla borçlandırdıkları işletmeler konusunda basiretli davranıp davranmadıklarını sormak istiyorum. Bankalar kâr etmek istiyorsa her işletme gibi risk almak zorundadır. Risk almak istemiyorlarsa kredi vermek yerine paralarını hazine bonosuna yatırabilirler.

Saygılarımla,

NOT: Geçen yazımızda sermayenin maliyetinin vergi matrahından düşülemediğinden bahsetmiştik. Mali Müşavir ve Bağımsız Denetçi dostumuz Veysel Kapukaya Bey 7 Nisan 2015 tarihinde yayımlanan 2015/44 sayılı vergi sirkülerini dikkatimize sundu. Bu sirkülere göre işletmelere nakit olarak getirilen sermaye tutarının, ticari kredilere uygulanan ağırlıklı yıllık ortalama faiz oranı cinsinden maliyetinin yarısı kurumlar vergisi matrahından indirilebiliyor. Bu hatırlatma için kendisine teşekkürü bir borç bilirim.

Yorumlar

Diğer Yazıları