Asgari ücret artışı ve Türkiye’nin rekabet riski

Dursun Akbulut 16 Ocak 2018, 10:56

 

Türkiye için mevcut  dönemdeki en önemli riskler ;uluslararası finansal koşullardaki kısmi zorlaşma , jeopolitik gerginlikler ve siyasi tansiyonun yüksekliğidir. Diğer taraftan, Türkiye için  önümüzdeki dönemlerde oluşacak önemli risklerden bir tanesi de, birim iş gücü maliyetindeki reel artıştır.  Bu artışı Merkez Bankası’nın yayınlamış olduğu Birim İşgücü Bazlı Reel Efektif Döviz Kuru endeksinden görebiliyoruz.

Bilindiği üzere, uluslararası  rekabet gücünün ölçülerinden birisi olan reel bazlı birim iş gücü maliyetinin değişimini, Merkez Bankası’nın üç ayda bir yayınladığı Birim İş Gücü Maliyeti Bazlı Reel Efektif Döviz Kuru endeksinden takip edebiliyoruz. Merkez  Bankası, Türkiye’nin dış ticaretinde önemli paya sahip belli başlı 15 Avrupa ülkesi ve ABD nin dahil olduğu  gelişmiş  ülkelerin para birimlerinden oluşan sepete göre hesaplanan, Gelişmiş Ülkeler Birim İş Gücü Maliyeti Bazlı Reel Efektif Döviz Kurunu (GUBİMBREDK) üç aylık dönemlerde yayınlamaktadır. Diğer taraftan uluslararası rekabette  önemli bir diğer gösterge olan Üfe Bazlı Reel Efektif Döviz Kuru (ÜFEBREDK)  da yine Merkez Bankası tarafından, üç aylık dönemlerde  yayınlanmaktadır. Bu kurların artması ,diğer bir değişle yukarı yönlü hareket etmesi rekabet gücünü azaltmakta, kurların düşmesi,yani aşağı yönlü hareket etmesi ise rekabet gücünü artırmaktadır. Aşağıdaki  grafik Merkez Bankası tarafından yayınlanan bu iki kurun yıllık ortalamalarının 2003 yılı baz alınarak 2017 yılının ikinci çeyreğine kadar  gelişimini göstermektedir.

Grafikte görüleceği üzere 2011 yılına kadar Birim İşgücü Maliyeti Bazlı Kur, Üfe Bazlı Kur ile hemen hemen aynı yönde ve pararalel olarak hareket etmişlerdir. 2011 yılından itibaren ise  Üfe Bazlı  Kur aşağıya doğru hareket etmesine rağmen, Birim İşgücü Maliyeti Bazlı Kur  yukarı yönlü hareket etmiştir. Diğer bir deyişle;işgücü maliyeti, yabancı paralardan oluşan sepet kuru cinsinden artmış ve  Türkiyenin rekabet gücü azalmıştır. Bunun iki nedeni vardır ; birincisi,  işçilik zamları enflasyon ve  kurlardaki artışın  üzerinde gerçekleşmiş,  ikincisi ise, gelişmiş ülkelerdeki ücret artışı yavaşlamış veya azalmıştır.  Netice itibari ile, 2011 yılından itibaren TL’deki reel değer kaybı Türkiye’nin ihracat pazarlarındaki rekabet gücünü kısmen artırmış, ancak bu avantaj  İşgücü Maliyeti artışı ile hemen hemen yok edilmiştir.

2017 yılına geldiğimizde iki kurda da paralel seyir izlenmiş ve  her iki kur da aşağı yönlü hareket  etmeye başlamıştır.  Bunun nedeni de, muhtemelen Gelişmiş Ülkelerdeki krizin yavaş yavaş ortadan kalkması nedeniyle ücretlerin normal seyrine gelmesinden kaynaklanmıştır.

Diğer taraftan Merkez Bankası bu yıldan  itibaren, Gelişmiş Ülkeler Birim İşgücü Maliyeti Bazlı Reel Efektif Döviz Kuru yanında, Gelişmekte Olan Ülkelerin de dahil olduğu sepete göre yıllık olarak Birim İşgücü Bazlı Reel Efektif Döviz Kurunu yayınlıyacağını belirtmiştir. Merkez Bankası tarafından 36 ülkenin dahil edildiği Yeni Birim İş Gücü Bazlı  Reel Efektif Döviz Kuru  (36 ülke, İşgücü Maliyeti Ağırlıklı-İGM ağırlıklı ) baz alınarak yapılan bir çalışmada  her iki kurun 2016 yılına kadar aynı yönde hareket ettiği  ancak 2016 yılında Üfe Bazlı Döviz Kuru aşağı yönlü hareket ederken Birim İş Gücü Maliyeti Bazlı Döviz Kurunun yukarı yönlü hareket etmeye başladığı görülmüştür. Bunun ana nedeni de 2016 yılında asgari ücrette yapılan yüksek artıştır. 2017 yılında yapılan %14.2 lik artışın, İşgücü Maliyeti Bazlı Kuru yukarı götüreceği kuvvetle muhtemeldir. Merkez Bankası tarafından yayınlanan ve Yasemin Erduman ve Ayşe Arzu Yavuz tarafından hazırlanan Ekonomi Notlarında Yeni BİM Bazlı  Reel Efektif Döviz Kuru ile ilgili  bu trendi görebiliriz.

Birim iş gücü maliyetini aşağı doğru çekmenin bir yolu da verimlilik artışı ile olur, verimlilik artışı ise bilim ve teknoloji ile gerçekleşmektedir.  Burada yapılacak iş;  bilim ve teknolojiyi ön plana cıkarıp öncelikli gündem maddesi haline getirmek  ve  toplumu, kadın ve erkek olarak daha fazla çalışmaya, bilim ve teknolojiye yöneltmeye teşvik etmektir.  Bu sayede verimlilik ve Türkiyenin rekabet gücü artacaktır. Malesef televizyonlarda bilim ve teknoloji ile ilgili program sayısı hemen hemen yok denecek kadar azdır.

 

Yorumlar

Diğer Yazıları