Anayasa değişikliği tartışmaları

Mustafa A. Aysan 24 Temmuz 2015, 10:02

 
Siyasetçilerimiz ve siyasal önderlerimiz tarafından “asker anayasası” olarak suçlanan ve yapılan halk oylamasında % 92 oranında “evet” oyu alan 1982 Anayasası’nın, son 33 yıllık yaşamımızda fazla bir uygulama şansı olmamıştır.  Kabul kararında benim de imzamın bulunduğu orijinal “asker anayasası” ile şimdi uygulanmaya çalışılan yürürlükteki Anayasa’nın maddelerini karşılaştırdığım zaman ulaştığım sonuçlar şaşırtıcıdır:  1982’de yürürlüğe giren “asker anayasa” sının 77 maddesi, son 33 yılda, bazıları birden fazla olmak üzere, siyasetçiler tarafından değiştirilmiştir. 2015’te yürürlükte olan da 177 esas, 19 geçici ve 77 değiştirilmiş maddesi ile 2709 sayılı 18.10.1982 tarihli aynı kanundur. Siyasetçilerimiz, yarısına yakın bir bölümünü değiştirdikleri anayasada kendi yaptıkları değişikliklerin sorumluluğundan kaçarcasına, hala bu siyasal belgeyi, “asker anayasası” olarak tanımlamayı sürdürmektedirler.  Birçok  maddesi yeniden düzenlenmiş halleri ile bile uygulanamayan şimdiki anayasamızın durumunu incelemeyi konunun uzmanlarına bırakmalıyız. 

Danıştığım hukuk uzmanları, yürürlükteki Anayasa’mızın uygulanma durumun iyi olmadığını ve siyasetçilerce düzeltildiği öne sürülen bir çok maddesinin de uygulanmadığını söylemektedirler. Siyasetçilerimiz tarafından benimsenerek uygulanması genişletilemez ise, ülkemizdeki yaşam koşullarının hukuk dışına çıkacağı ve hukuksuzluğun gelecekte dayanılmaz boyutlara ulaşacağı belirtilmektedir.

Siyasal tarih uzmanlarımıza göre, anayasalarla en çok uğraşan, anayasa değişikliklerini en çok tartışan ve yapan, 20. Yüzyılın diktatörleri olmuştur.   Her sayısı ayrı güzellikte araştırmaları ile tarih kültürümü artıran “Bugünü Anlamak İçin Tarih Dergisi”nin Haziran 2015 tarihli 13. sayısındaki,  Ayşen Gür’ün “Diktatörler ve Hazin Sonları” adını taşıyan incelemesi, bu konuda özel bilgiler içermektedir. Bu bilgilere göre, 20. Yüzyıl diktatörleri, ülkelerinin anayasalarıyla çok uğraşmışlar ve kendilerini başkanlığa getirmiş olan anayasaları, yürürlükten kaldırmış ya da onları yaşatmakla birlikte hiç uygulamamışlardır.   Anayasal bir düzenin bulunmadığı ve tek adamın ağzından çıkan buyruklarla yönetilmenin yarattığı kargaşa ortamına dayanamayan diktatörlerin hemen hepsi de bu ortam içinde kaybolup gitmişlerdir.

Dikta rejimlerinin anayasal uygulamaları içinde en ilginç olanı, belki de Filipinler Cumhurbaşkanı Ferdinand Marcos (1917-1989) ile ilgili olanıdır: ABD, sömürgesi olan Filipinlere 1960’larda bağımsızlığını verirken, kendi Anayasa  uzmanlarına yaptırdığı Filipinler Anayasa’sı gereğince, 1965’teki ve 1969’daki iki başkanlık seçimini de açık farkla kazanarak ülkesini gittikçe artan tek adam yönetimine doğru yönlendirmişti. Ama yürürlükte bulunan anayasa, başkanların, 4 yıllık iki seçim döneminden sonra üçüncü dönemde görevde kalmalarını yasaklamıştı.  

Kendisi de iyi bir hukukçu olan Başkan Marcos, 1970’de bir “Anayasa Kurulu” toplayarak yürürlükteki Başkanlık sistemine dayanan anayasayı tartışmaya açtı.  Asıl hedefi, üçüncü dönem başkanlık yapma yasağını kaldırabilmek için, milletvekillerinden oluşan meclisin tayin edici üstünlüğüne (parlamenter sisteme) dayanan o günkü Fransız Anayasa’sının Başbakanlara tanıdığı yetkileri de Başkana veren yaratıcı (!) bir anayasal düzen hazırladı ve doğal olarak üçüncü dönem yasağını kaldırdı. Marcos’un adamları tarafından yaratılan terör olaylarını bastırmak için, 1972’de ilan edilen sıkıyönetim kurallarına göre kendisini ömür boyu başkan ilan etti ve değişmez başkan oldu.  Anayasa değişiklikleri ile ilgili tartışmalar içinde Marcos 10 adet Anayasayı kendi el yazısıyla evde yazdı; uygulanan anayasaları sık sık değiştirdi; güzeller güzeli İmelda ile evlendi; karısına 3 bin çift ayakkabı ile paha biçilmez pek çok mücevher aldı; ve Filipinler nüfusunun üçte birini oluşturan 16 milyon fakir insanlar da dahil olmak üzere Filipinler’den İsviçre’ye aktardığı milyarlarca dolara da bekçilik (!) yaptı.  Bu akıl ve insaf dışı rejime halk ancak 21 yıl dayanabildi; 1986’da yapılan milletvekili seçimlerinde, pek fazla gizlenmeden yapılan seçim hilelerini kabul etmeyerek isyan eden halkın şiddetli baskısına dayanamayan Marcos’lar, hileyle kazanılan seçimden 18 gün sonra ülkeden kaçmak ve ABD Başkanı Ronald Reagan’a sığınmak zorunda kaldılar.  Uzun uğraşılardan sonra Filipinler devleti ancak bu paralardan 4 milyar dolarını ve yine İsviçre’ye kaçırılmış bulunan İmelda’nın mücevherlerini geri alabildiler.

Söylemek istediğim şudur:  Anayasa’lar demokratik ve seçmen oyuna dayalı siyasal sistemlerde fazla kurcalanmaya gelmeyecek “siyasal kutsallığı” olan belgelerdir; fazla tartışmaya açılıp sık sık değiştirilirse bazan saatli bomba gibi elde patlayabilirler.      

Bir belirli anayasal düzende üst düzey devlet görevlerine seçilmiş olan büyüklerimiz, kendilerini yüksek devlet görevlerine taşıyan bu belgeleri değiştirmeye kalkışmaktan kaçınmalıdırlar.

Yorumlar

Diğer Yazıları