2016’da ekonomik sorunlarımız

Mustafa A. Aysan 03 Şubat 2016, 10:40

 
2008 sonunda, tüm dünya ülkeleriyle birlikte girdiğimiz ekonomik yavaşlama döneminden bir türlü kurtulamadık.  16 Eylül günü iflasını ilan eden 130 yıllık ABD yatırım bankası LEHMAN BROTHERS şirketinin ortaya çıkardığı finansal depremin, dünyanın en büyük sanayi şirketi ünlü GENERAL MOTORS ile bir çok büyük yatırım ve ticaret bankalarının ödeme güçlüğüne düştüğü bu finansal kargaşanın derslerini unutmamalıyız. 

Siyasetçiler ve destek aldıkları toplumlar, çare olarak yeniden enflasyonu, para basarak sıkıntıları geçiştirmeyi seçtiler ve son ekonomik durgunluğu yaratan temel nedeni gidermeyince, her para pompalama önlemi, yeni enflasyonlar ve yeni durgunluklar yaratmaya başladı.  

Böylece dünyanın gelişmiş ve gelişmekte olan toplumları, yüksek enflasyonlar, yüksek ve yükselen faizler, faiz farklarıyla yaratılan büyük finansal servetler yaratmakta ve ekonomiler her dönüşte biraz daha düşük büyüme hızları ile yükselen enflasyonlar girdabında yuvarlanıp gitmektedir.

Bazı gelişmiş ülkelerde borç verme faizleri sıfırın altına düşürülmüş olsa bile artık yatırımcılar fiziki üretim kapasitesini artıracak yatırımlardan yüz çevirmiş bulunmaktadırlar. Ellerindeki yatırım olanaklarını, hisse senedi ve tahvil pazarlarında ortaya çıkan yüksek kar fırsatlarını değerlendirmek için kullanmayı yeğlemektedirler.   Yatırımcıların büyük çoğunluğu, bu düşük faizlerle bile borçlanma yapmayı seçmemekte ve daha çok Borsalarda kağıt alıp satarak servetlerini artırmaya yönelmektedirler.

Ülkemizde ekonomi, 2009’dan beri ekonomik bunalım ortamından kendini kurtaramamış ve 2015 sonunda mal ve hizmet fiyatlarındaki artış hızı, tüm tahminleri aşmıştır.

Ekonomi uzmanlarımız, ekonomimiz içinde kötüye gidişin hızını sürekli artıran enflasyon hızlanması konusunda türlü uyarılar yapmakta, ancak siyaset alanında duyarlı tepkiler alınmayınca, enflasyon bir türlü durdurulamamaktadır. 

Resmen açıklanan düşük Tüketici Fiyatları İndeksi (TÜFE) rakamlarına bakmayınız.  Güya bu düşük İndeks rakamı, 2015’te % 8,8 artmış, yeni açıklanmış Orta Vadeli Programa göre de 2016 sonunda % 7,5’e düşecekmiş! İnanılacak gibi görünmüyor.  Çünkü, evlerimize yollanan Aralık ayı doğal gaz ve elektrik faturaları, 12 ay önceki faturaların yaklaşık % 50 fazlasına ulaşmış.  Bizim evin 2015 Ocak faturası 291, 2015 faturası 525 TL. Yıllık artış % 80. (Ancak, bu kışın geçen yılkinden daha uzun ve soğuk geçtiğini hesaba kattığımızda oran % 50’ye düşüyor.) 

Kendi tükettiğimiz mal ve hizmet fiyatlarıyla hesaplanabilecek enflasyon rakamlarından çok daha düşük oranlarda olmakla birlikte, resmi TÜFE rakamları da, ekonomimizdeki fiyat artışlarının kontrol dışına çıktığını göstermektedir:  Geçen yılın Aralık sonu değerlendirmelerine göre, TÜFE yıllık artış hızı, % 10’a yaklaşmıştır.  2016 başında ulaştığımız bu enflasyon hızı, merkez bankamızın hedefinin (yıllık % 5) iki katına ulaşmıştır.  En çok kullandığımız tüketim maddeleriyle yaptığım hesaplamalara göre, bu enflasyon hızı yükselmesi, tüketimimizin maliyetini, 2015’te % 35 oranında artırmış bulunuyor.  Demek ki biz, fiyatı çok hızlı artmış bulunan, benzin, mazot, elektrik, et ve süt gibi tüketim mallarından daha çok kullanıyor ve enflasyondan daha fazla etkileniyoruz.  

TL değerini korumak ve kollamakla görevli Merkez Bankamızın uyguladığı enflasyonu önleme politikasının, yıllardır süregelen iki önemli yanlışı, bir türlü düzeltilememiştir:  1) Enflasyon hedeflemesi, yanlıştır;  merkez bankamız, bazı dünya ülkelerinde de uygulanan bu yanlıştan vazgeçmelidir. 2)  Enflasyon 2015 sonundaki düzeye çıkarsa, merkez bankamız, bu bilgiyi çekinmeden halka açıklamak zorundadır. Gerçekçi bir enflasyon raporu ile enflasyondaki bu ivmelenme geciktirilmeden halka açıklanmalıdır.

Merkez Bankamız, Ocak 2006’da “enflasyon hedeflemesi” ne geçildiğini ve yıllık tüketici enflasyon hedefinin de yıllık % 5 olarak tespit edildiğini açıklamış, ancak onu izleyen yılların hiçbirinde bu hedefe ulaşamamıştır.  Hedef (yıllık, % 5) ‘ten sapma oranlarının son 10 yıllık ortalaması, % 71’dir.  Sapma oranı, 2011’de  % 210 ile zirveye ulaşmış, bu oran 2012’de % 24 ile en düşük değerine ulaşmıştır.

Hızlanan enflasyonun ikinci önemli göstergesi son beş yılda TL’nin değerindeki hızlı düşmedir.  2011-2015 döneminin başında, bu değer düşüklüğünü, ABD doları fiyatı ile ölçtüğümüz zaman, enflasyonist gidişteki ivmelenme açıkça ortaya çıkmaktadır.   3 Ocak 2011’de 155 kuruş olan ABD doları merkez bankası satış fiyatı, 31 Aralık 2015’te 291 kuruşa yükselmiştir; artış hızı beş yılda % 88, yıllık ortalaması, % 38’dir.  2016’nın 27 Ocağında bu fiyat 302 kuruşa yükselmiştir.  2011 yılbaşından 2015 yıl sonuna kadar yıllık hızlar yıl sırasına göre. % 24; % 6; % 20; % 9 ve % 25 düzeyindedir. Bu rakamlar, TL’nin, bu dönemde % 88 ve 27 Ocak 2016’ya kadar da % 95 değer kaybına uğramış olduğunu göstermektedir.

Açıklanan resmi fiyat artış oranlarını düşük tutarak, bu kötü gidişi durdurma olanağı yoktur. Enflasyona karşı savaşta ilk alınacak önlem, yangında ilk kurtarılacak olan, TL’deki değer düşmesinin durdurulmasıdır.

Merkez Bankamız ve Hazine’miz, finansal pazara para pompalamayı kısıtlayacak ve harcamaları azaltacak bilinen önlemleri almakta gecikmemelidirler.  Yukarıdaki rakamlar, 2015 yılında hızla yükselmeye başlamış mal, hizmet ve döviz fiyatlarının karşılıklı etkileşimlerle TL’nin değerinde daha hızlı düşmeler yaratması riski artarak büyüyecek gibi gözükmektedir.

Yorumlar

Diğer Yazıları