Saka: Türk sanayisi dünyayla rekabet halinde

RÖPORTAJLAR - 21 Temmuz 2017, 11:23

Kibar Holding CEO'su Tamer Saka'dan, Türk sanayisi ve holdingine yönelik Arzu Maliki'ye çarpıcı açıklamalar...

 

FINANSGUNDEM.COM 

Başta otomotiv (Hyundai Assan), sanayi, ticaret ve hizmet sektörünün önde gelen kuruluşlarından Kibar Holding, enerji yatırımlarında güneş ve rüzgara öncelik veriyor. Güneş enerjisine yönelik bir ihaleden olumlu sonuç alamayınca yeni projelere baktıklarını söyleyen Kibar Holding CEO'su Tamer Saka, Türkiye'nin büyümesine paralel önemli yatırımlar yapıldığını ifade etti.

Otomotivde üretimin yüzde 90'ını Avrupa'ya ihraç ettiklerini belirten Saka, hükümetin teşvik programı için de, "İçerdiği maddeler çok cazip, yatırımı destekleyecek unsurlar" yorumunu yaptı.

Kibar Holding CEO'su Tamer Saka; Bloomberg HT’de yayınlanan "Üst Düzey" programında Arzu Maliki’nin sorularını yanıtladı.

 ÜRETİMİMİZ 300 BİN TONA ÇIKACAK 

-Hangi sektörler öne çıkacak? Enerji, gıda ve sizin büyük alüminyum yatırımlarınız var. Nelere odaklanacaksınız?

 Tamer Saka: Bizim işimiz otomotiv ile beraber. Otomotivden sonra alüminyum amiral gemimiz. Alüminyum işimizde 2016 yılında bir yatırıma başlamıştık, 2017 yılında da bu yatırımımız devam etti ve sonuçlanma aşamasında, 2017'nin sonunda da bütün fazlarıyla tamamlanacak.

 -Neredeydi? Biraz bahseder misiniz?

Tamer Saka: Türkiye'de alüminyum alanında Tuzla ve Gebze Dilova'da iki tesisimiz bulunuyor. Dilova tesisimizde bir kapasite artışı sağladık. Şuan da 250 bin ton civarında olan üretimimizi 300 bin tona taşıyacak. Bu yatırımla daha özel ürünleri de yapar hale gelmiş bulunağız. İlaç ve reklam sektörüne hitap eden bir ürün yelpazemiz olacak. 

TÜRKİYE'DE YENİLENME SÜRECİ DEVAM EDİYOR

 -Otomotiv konusuna gelmeden önce, enerji sektöründen bahsedelim. Enerji sektöründe neler var? Özellikle yenilenebilir enerji sektörüne bakarsak, ajandanızda yeni projeler var mı?

Tamer Saka: Biliyorsunuz ki yenilenebilir enerji tarafında Türkiye'de bir yenilenme ve özelleştirme süreci devam ediyor. Yeni projeler ortaya çıkıyor. Biz, güneşle ilgili olan 1 megawattlık ihaleye katılmıştık. Orada da ciddi bir çalışma yapmıştık fakat sonuç olumlu olmadı. Yeni projelere ve ihalelere bakıyoruz. Gelişmelere göre pozisyonumuzu belirleyeceğiz ama yenilenebilir enerji de bir şeyler yapmak arzusundayız. 

-Güneş, hidroelektrik ve rüzgar enerjisi de var. Daha çok hangisiyle ilgileneceksiniz?

 Tamer Saka: Bize güneş ve rüzgar daha cazip geliyor. 

-Enerji sektörüne değinmişken, elektrik piyasası zorlu zamanlar geçiriyor. Kur daralmalarından da çok etkileniyor denmişti. Türkiye'de, 2017'de enerji tarafından genel büyümeyi nasıl görüyorsunuz? 

Tamer Saka: Geçen 10 yıllık periyotta , enerjiye çok önemli yatırımlar yapıldı ki yapılması da gerekiyordu. Türkiye'nin büyümesine paralel bir şekilde. Fakat yatırımların birçoğu döviz cinsi borçlanmalarla yapıldı. Türkiye'de son dönemde yaşanan dövizde ki artış, buna bağlı olarak da enerji fiyatlarının fizibilitelerde öngörülen rakamların altında kalıyor olması, şirketleri zorlayacak bir noktaya geldi. Ve yeni yatırımlar konusunda da ciddi sıkıntılar çıkmaya başladı. Bunun sonuçlarını da son birkaç yıldır enerji yatırımlarında ki duraksamalarda görüyoruz. 

OTOMOTİV İHRACATINDA CİDDİ BİR ARTIŞ VAR 

-Otomotive gelelim. Otomotiv ihracatı rekor kırdı, son iki ay rakamları aldık. Üretimde de geçen yıl çok iyi geçmişti, orada da bir rekor kırılmıştı.

 Tamer Saka: Doğru, üretim tarafında bir rekor kırıldı. Bu yıl, geçen yılı biraz daha alt seviyeden takip ediyor. 

-Üretim açısından mı? 

Tamer Saka: Evet. Sanıyorum ki sene sonuna doğru, 2016'ya göre daha aşağıda %5'lik rakamla kapatacağız. Ama ihracat tarafında ciddi bir artış var. O da bizim temel pazarlarımızdaki olumlu yöndeki gelişimimiz. Bizim, Türkiye'nin ürettiği segmentlerde pozitif bir gelişme var. Bu da bizi tabi ki olumlu yönde etkiliyor. Dolayısıyla otomotivde herşeye rağmen bir stabilite yakalandığını görüyoruz. Birde ihracatın üretimde önemli bir yer tutuyor olması, Türkiye'deki otomotiv endüstrisinin sürdürülebilirlik durumunu dengeliyor. 

-Bu yıl Holding olarak üretim hedefiniz, ihracat rakamınız var mı? Ne kadarlık bir artış bekliyorsunuz?

 Tamer Saka: Aşağı-yukarı dolar bazında %10'luk bir artış bekliyoruz. Farklı sektörlerde farklı rakamlar var ama ortalamada böyle bir beklentimiz var. 

-Sizin de öncelikli pazarınız Avrupa değil mi? Başka pazarlar düşünüyor musunuz?

 Tamer Saka: Otomotiv tarafında Avrupa, evet. Üretimimizin %90'ından fazlasını oraya ihraç ediyoruz. Segmentimiz ve üretim dizaynımızda, Avrupa pazarının taleplerine uygun. Ve böyle devam edecekmiş gibi gözüküyor. Belki önümüzdeki dönemlerde ki şu an müzakereleri devam ediyor yeni bir segment ekleyerek hem üretim miktarını arttırmak hem de Avrupa pazarında farklı müşteri sekmentlerine hitap etmeyi şu an da düşünüyoruz. 

TÜRK SANAYİSİ DÜNYA İLE REKABET İÇİNDE 

-Rekabet açısından Türkiye, Avrupa pazarında ne durumda? Yeni segmentler ekliyoruz, büyüyor. Bizimde en çok ihracatımız Avrupa'ya, bu anlamda rekabet açısından neler söylemek istersiniz?

Tamer Saka: Bazı ülkelerde çok lokal brentler var. Fransa, İtalya vb. Oralarda kim olursa olsun rekabet zorlayıcı olabiliyor. Ama Avrupa'nın geneline baktığımız zaman, Türkiye'nin rekabetçi bir konumda olduğunu söyleyebiliriz. Bir de ülkemizde otomotiv yan sanayisi oldukça gelişti, esasında ciddi bir potansiyele de ulaştı. Ve şu andaki otomotiv üretim miktarı da bu potansiyelin altında kalıyor diyebilirim. Aslına bakarsanız üretimi çok daha fazla yukarıya çekebilecek duruma sahibiz, plastik, metal vs. gibi yetkinlikler oluştu. Bu konuda kalite açısından ciddi noktalara gelinildi. Türkiye, bölgenin otomotiv üssü olma özelliğini taşıyor. Fakat bunu yapabilmek için biraz daha farklı politikalar uygulamaya ihtiyacı var. 

-Otomotiv ile bağlantılı olarak dördüncü sanayi devriminden de bahsetmek istiyorum. Neler söylersiniz? Tabi ki çok yeni bir konsept...Herhangi bir ülkenin %100 dördüncü sanayi devrimine geçtiğini söyleyemeyiz. Türkiye açısından nasıl yorumlarsınız? Biraz da sanayi de hükümet teşviklerine gelelim mi? Birçok şey yapıldı. Bunlar size nasıl yansıdı?

Tamer Saka: Bu sabah, programa gelmeden önce Ekonomi Bakanımız Zeybekci'nin toplantısındaydım. Konulardan birisi teşvikti. Şu anda Türkiye'deki teşvik programı ciddi manada çok rekabetçi bir program. Nihat Zeybekci de bunu teyit etti. Konuşabileceğimiz bir teşvik programından bahsediyoruz. Gerçek anlamda yatırım yapmak isteyen her yatırımcıya önemli fırsatlar yaratan bir teşvik programı var. Bunun şekillenmesi ve oturması, zaman içinde uygulamalarında açığa çıkması lazım ama kendisinin söylediğine göre teşvik programının açıklandığından bu yana 20 milyar TL'lik bir potansiyel oluşmuş durumda. Bunların bir tanesi sonuçlanmış, diğeri sonuçlanmaya yakın anladığım kadarıyla. Ve sene sonuna kadar 60 milyar TL'lik bir potansiyel gördüğünü söyledi. Bu rakamlar ulaşılmaz değil. Çünkü, yatırım teşviki içerisindeki maddeler çok cazip, yatırımı destekleyecek unsurlar. Öte yandan da endüstri alanında hangi alanlara yatırım yapılacağı konusunda da bir yön vermek gerekiyor. O anlamda da endüstri 4.0 ile yapılan tartışmaları çok faydalı buluyorum. Çünkü, Türkiye olarak hangi alanda büyüyeceğimiz, yatırım yapacağımız konusu biraz da etkinliklerle alakalı. Endüstri devriminin başladığı günden bugüne kadar ki dönemde ilk defa endüstri 4.0, Türkiye'yi ve Türk sanayisini, dünyadaki sanayiyle rekabet etme olanağı sağladı. Bahsettiğiniz gibi, henüz herhangi bir ülke bunu tamamlamış değil, hazırlık evrelerindeler. Biz eğer hızlı davranabilirsek ve koordineli bir şekilde bu işe yaklaşabilirsek çok hızlı yol alabiliriz. Endüstri 4.0 ne getirecek bize? Verimlilik, etkinlik, yaratıcılık, inovasyon vb. konuda öne çıkartacak. Teknolojiyi çok daha fazla kullanma imkanı verecek. Bunları da yapabildiğimiz zaman öne çıkacağımız sektörler olacak, örneğin otomotiv, teknoloji ve kimya bunlardan bir tanesi.  

BORÇLANMA KAÇINILMAZ BİR DURUM 

-Yatırım olarak kimya Türkiye'de çok az değil mi?

 Tamer Saka: Çok az, dışa bağlı bir yapımız var. Bugün yapılan yatırımlar var. Sanayi Bakanlığı, TÜSİAD beraber bazı projelere başlamış durumda ve ilerleme kaydediliyor. Ama daha hızlı davranmamız gerektiğini düşünüyorum.

 -Özel sektörün talepleri ne oluyor? Finansman açısından da olabilir.

 Tamer Saka: Endüstri 4.0 herkesi heyecanlandırıyor. Türkiye'deki sanayi yapısına bakarsak, şu anda katma değerli sanayi sınırlı. Daha çok transform eden bir sanayi içerisindeyiz. Bu noktadan baktığınız zaman endüstri 4.0 esasında bu tip bir sanayi için sonuçları çok daha pozitif olacak bir yaklaşım. Çünkü, daralan kar marjlarını yükseltmek için önemli bir araç, o yüzden Türk sanayisi ve özel sektör buna ilgi gösteriyor. Ama bununla ilgili onların önüne sunulabilecek çözümler üretmek lazım. Büyük şirketler bunları bir şekilde yapabilecek güce sahipler. Örneğin, biz Kibar Holding olarak geçen yılın başından itibaren Endüstri 4.0'ı ve teknolojik transformasyonu önceliğimiz olarak belirledik. Olabilecek her türlü alanda bunu uygulamaya çalışıyoruz. Mesela ambalaj şirketimizin yaklaşık 200 milyon TL'lik bir yatırımı var. O yatırımda şu anda var olan teknolojilerin neredeyse tamamını kullanma noktasında yatırım yaptık ve o şirketimizi kendi sektöründe örnek hale getirmeye çalıştık. Fakat her şirketinizde bunu yapmak zor çünkü oturmuş şirketler, eski teknolojiler, bunları birbirleriyle konuşur hale getirmek ve bunlardan sonuç çıkartıyor olabilmek zaman alan bir iş, maliyeti de var. O anlamda zamana yaymak gerekiyor projeleri. Ve gerçekten ne istediğinizi net bir şekilde tanımlamak gerekiyor.

 -Sanayi Odası'nın son raporuna göre de kar marjları düştü. Borca giden tarafta çok fazla. Böyle problemlerde raporda yer aldı. 

Tamer Saka: Özel sektörün borçluluk oranını geçmişle mukayese ettiğimiz zaman, birde Türkiye'de sermaye ve sermaye birikimi sınırlı olduğu için, büyüyeceksek ve yatırım yapacaksak bu biraz da dış kaynaktan geliyor. Borçlanma kaçınılmaz bir durum o yüzden iyi yönetilmek gerekiyor. Uzun ve kısa vade de toplamda 200 milyara yakın dış borç var, çoğunlukta uzun vadeli. Şirketler bunları bilançoda taşıyor tabi ki. Dolayısıyla bilanço kayıpları için de şirketler kur hareketlerinden etkileniyor. Her ne kadar zararlar realize olmasa da maalesef onları finansal tablolar da görüyoruz. Kur riskinin yönetimi Türkiye'de her zaman önemliydi, daha da önemli hale geldi. Powerhouse dediğimiz FED, Avrupa Merkez Bankası, İngiltere, Japonya Merkez Bankaları vb. bunların davranışlarını kestirmek zor oluyor. Farklı farklı sonuçlar ortaya çıkabiliyor beklentilerin aksine. Kur hareketlerini de çok hızlı aşağı-yukarı görüyoruz.

Yorumlar